Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah'ın İndirdiği ile Hükmetmemek İki Durum Dışında Mutlak Küfürdür Çeviri MAKALE

2015-06-06

 

İslam, kâmil bir dindir. İslam'ı parçalara ayırmak ya da kısımlandırmak mümkün değildir. Dileyen mümin olur dileyense kâfir... Kişi kâfir olmakla ancak kendi nefsine zarar verir. Kudsi bir hadiste şöyle buyrulur:

"Allah şöyle demiştir: 'Ey kullarım! Eğer sizin öncekileriniz ve sonrakileriniz, insî olanlarınız, cinnî olanlarınız sizden en facir bir kimsenin kalbi üzere olsaydınız, bu benim mülkümden zerre kadar bir eksiklik hasıl etmezdi."

Allah subhanehu ve teâlâ, Yahudilerden kitabın bir kısmına iman edip bir kısmını inkâr edenlerin küfrüne hükmetmiştir. Bu hüküm, Yahudilerden başka diğer milletler için de geçerlidir. Zira asıl olan hususi sebep değil umumi lafızdır.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Yoksa siz kitabın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar, azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir." (2/Bakara, 85)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ancak, Allah tarafından din bütünüyle kemale erdikten (tamamlandıktan), Allah bize nimetini tamamladıktan sonra vefat etmiştir. Bizi; gecesi, gündüz gibi aydınlık olan bir yol üzerinde bırakmıştır. Bu yoldan ancak kendisini helak eden kimseler ayrılır. Bununla beraber Rasûlullah bizleri şeriatımıza uygun bile olsa O'nun getirdiği yoldan başka yollara yönelmemizden sakındırmıştır.

Halid bin Urfata radıyallahu anh anlatıyor:

"Ömer'in yanında oturuyordum. O sırada Sus'ta ikamet eden Abdulkays kabilesinden bir adam getirildi.

Ömer, o adama:

__ Sen filancanın kölesi değil misin, diye sordu.

Adam:

__ Evet, deyince Ömer yanında bulunan bir asa ile ona vurdu.

Adam:

__ Bana neden vuruyorsun ey müminlerin emiri, diye sordu.

Ömer, ona:

__ Otur yanıma, dedi ve adam oturdu.

Ömer, adama:

__ 'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Elif, Lam, Ra... Bunlar apaçık kitabın ayetleridir. Doğrusu biz onu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle, kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz. Hâlbuki sen daha önce bundan habersizdin.' (12/Yusuf, 1-3) ayetini 3 kere okudu ve arkasından adama 3 kere daha vurdu.

Adam, ona:

__ Bana neden vuruyorsun ey müminlerin emiri, diye sordu.

Bunun üzerine Ömer:

__ Danyal'ın kitabını istinsah eden sen misin, diye sordu.

Adam:

__ Bana emret emrine uyayım, dedi.

Ömer:

__ Git onu beyaz yün ve kaynar su ile imha et. Sonra onu okuma ve insanlardan kimseye okutma. Eğer onu okuduğunu ya da birisine okuttuğunu duyarsam seni ağır bir şekilde cezalandırırım, dedi. Daha sonra adama: 'Otur' diye emretti de adam önüne oturdu.

Ömer şöyle dedi:

__ Ben gidip kitap ehlinden bir yazı istinsah ettirmiş, sonra da onu bir deri üzerine yazdırıp Rasûlullah'a getirmiştim. Rasûlullah, bana: 'Ey Ömer bu elindeki nedir?' diye sordu. 'Ey Allah'ın elçisi! O, ilmimize ilim katalım diye istinsah ettirdiğim bir yazı' dedim. Allah Rasûlü öyle kızdı ki yanakları kızardı. Hemen ezan okunmasını emretti. Ensar: 'Rasûlullah öfkelendi mi? Silahlanın, silahlanın' dediler ve Rasûlullah'ın minberinin etrafına toplandılar. Rasûlullah şöyle buyurdu: 'Ey insanlar! Muhakkak ki bana her şeyi cem eden ve sözlerin sonuncusu olan Cevamiu'l Kelim verildi. Benim için de son derece kısaltıldı. Ben onu size bembeyaz ve tertemiz olarak getirdim. Ona düşünmeksizin dalmayınız. Düşüncesizce dalanlar da sizi kandırmasın.'

Ömer der ki:

__ 'Ben kalktım ve Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, Rasûl olarak da senden razı olduk' dedim. Sonra Rasûlullah minberden indiler.' "

Bir başka rivayette ise şöyle geçer:

Ebu'd Derda'nın radıyallahu anh rivayet ettiğine göre:

"Ömer bin Hattab elinde Tevrat'tan bazı sayfalar bulunduğu hâlde Rasûlullah'ın yanına geldi ve dedi ki:

__ Ya Rasûlullah! Bunlar, Tevrat'an sayfalardır. Ben, onu Beni Zureyk kabilesinden bir arkadaşımdan aldım.

Bunu duyan Rasûlullah'ın hemen yüzünün rengi değişti. Abdullah bin Sabit şöyle devam etti:

__ Ben Ömer'e Allah Rasûlü'nün yüzünün ne hâle geldiğini görmüyor musun? dedim.

Ömer hemen:

__ Allah'ı Rabb olarak, İslam'ı din olarak, Muhammed'i de sallallahu aleyhi ve sellem Rasûl olarak kabul edip razı olduk' dedi.

Rasûlullah'ın kızgınlığı gitti ve şöyle dedi:

__ Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki, Musa aranızda olsaydı da sonra beni bırakıp ona tabi olmuş olsaydınız mutlaka sapıklığa düşmüş olurdunuz. Siz ümmetlerden benim nasibim, ben de Peygamberlerden sizin nasibinizim.' "

Şayet Ömer radıyallahu anh, sadece Tevrat'tan bazı sayfaları yazıya geçirip okuması sebebi ile azarlanmışsa... Şayet yukarıda rivayette bahsedilen köle sadece Danyal'ın aleyhisselam sahifelerini çoğaltması ve okuması sebebiyle azarlanarak dayak yemişse... Evet sadece aslen semavi olan bir metni istinsah ederek okumalarının cezası bu ise acaba günümüzde laiklik esası üzerine kanunlar çıkaran, kâfir devletlerin ve özellikle de Fransızların anayasaları uyarınca kanunlar koyan, cahilî yasalar ihdas eden, kâfirlerin çer çöp mesabesindeki görüşlerini, rezil fikirlerini Allah ve Rasûlü'nün hükmüne tercih eden şu densiz, arsız, hem kendisi sapkın hem de başkalarını saptıran eşkıyaların cezası nedir acaba? Onlar beşerî kanunları Rabbani şeriate eşit görmekle yetinmediler -ki bu bile apaçık küfürdür- bilakis kendi koydukları kanunları Allah'ın şeriatının önüne geçirerek toplumları ifsat ettiler.

Allah ve Rasûlü ile harbetmeleri sebebiyle onların dünyadaki cezaları yol kesen eşkiyalara verilen katledilme ve asılma cezasından daha şiddetli olmalıdır. Bu, onların sadece dünyadaki cezalarıdır. Ahiretteki cezalarına gelince...

"Zalimler ne acı bir akıbetle yüz yüze geleceklerini yakında anlayacaklardır." (26/Şuara, 227)

Onlar sapkınlıklarını itiraf ettikleri, bütün gizli sırların ifşa edildiği o gün şöyle diyecekler:

"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile eşit seviyede tutuyorduk." (26/Şuara, 97-98)

Bu kısa girişten sonra derim ki: Allah'ın indirdiği hükümlerin dışında bir hükümle hükmetmek ve onlardan razı olmak, iki büyük kısma ayrılır. Bunlardan ilki, itikadi küfürdür ve kişiyi dinden çıkarır. Bunun çeşitli şekilleri vardır. Bunlardan ikincisi ise, kişiyi dinden çıkarmaz. Bunun ise sadece iki sureti vardır. Bu noktada üçüncü bir suret yoktur.

1. Yöneticilerin, kâfir devletlerin anayasaları uyarınca kanunlar koymaları, en hayırlı olanı en aşağılık olanla değiştirmeleri -ki bu değiştirme tamamen de olsa kısmen olsa durum aynıdır- Allah ve Rasûlü'nün hükmüne alternatif olarak beşerî kanunlar ihdas etmeleri onları dinden çıkaran durumların ilkidir. Onların kanun koyma noktasında böyle bir tutum sergilemeri, cahilî kanunlarından razı olduklarını, halklarını yönetme noktasında bu kanunları tercih ettiklerini, Batı'nın kanunlarını Allah ve Rasülü'nün hükümlerinin önüne geçirdiklerini ya da o kanunları Allah ve Rasûlü'nün hükümleri ile eşit tuttuklarını gösteren bir itikaddır.

2. Şayet hâkimler Allah'ın indirdiği ile hükmetme noktasında kendilerini muhayyer görüyorlarsa, Allah'ın indirdiği ile hükmetmenin vacip olduğuna inanmıyorlarsa, bu noktada diledikleri gibi hareket edebileceklerine inanıyorlarsa;

3. Şayet hâkimler Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmenin vacip olduğuna inanıyorlar ancak beşerî kanunların asrın sorunlarını çözmesi açısından Allah'ın indirdiği hükümlerden daha üstün olduğuna inanıyorlarsa, bu da kişiyi dinden çıkaran bir durumdur.

4. Şayet hâkim, beşerî kanunları Allah'ın indirdiği hükümlerden daha üstün görmüyor ancak beşerî kanunlarla Allah'ın şeriatini eşit kabul ediyorsa bu da, dinden çıkaran durumlardandır.

5. Yöneticiler, beşerî kanunlarla hükmetmeyi caiz görürlerse bu durumda da dinden çıkaran büyük küfürle kâfir olurlar.

6. İnsanların Cengiz Han'ın çıkardığı Yes'ak türü aşiret ve kabile reislerinin koydukları, atalarından, dedelerinden kalma kanunlarla ya da geçmiş âdetlerle hükmetmeleri de kişiyi dinden çıkaran durumlardandır.

7. Şayet hâkim, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyi tamamen terk ederse bu durumda da dinden çıkar ve kâfir olur. Allah'ın indirdiği hükümleri bütünüyle terk etmesinin kâfirlerden korkması, makam ve mevki hırsından kaynaklanması, durumu değiştirmez.

Allah'ın indirdiği ile hükmetmemenin kişiyi dinden çıkarmadığı durum ise yukarıda da değindiğimiz gibi sadece iki surette karşımıza gelir. Bunlardan ilki, müctehidin Allah ve Rasûlü'nün hükmüne ulaşmak için ictihad etmesi ancak doğruya isabet edememesidir. İkincisi ise, hâkimin nefsine uyması, rüşvet alması ve buna benzer bir durum sebebi ile muayyen bir meselede Allah'ın indirdiği ile hükmetmemesidir. Ancak burada terk ettiği hükmün Allah'ın indirdiği hüküm olduğuna mutlak surette inanması gerekmektedir. Bu durumda Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmemek, kişiyi dinden çıkaran büyük küfür değil bilakis sahibini dinden çıkarmayan küçük küfürdür.

Önemli Notlar

1. Bu saydığımız durumlar; hâkimler, kadılar, Allah'ın kitabına ve Rasûlü'nün sünnetine muhalif kanun ihdas eden, yasa koyan kimselerle alakalıdır. Bunların dışında kalan halka, toplumlara gelince onlardan kim bu hükümlerden razı olursa, bu hükümlere göğsünü açarsa onların hükmü de yukarıda saydığımız hâkimlerin hükmü gibidir. Zira küfre rıza da küfürdür.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Oysa Allah size kitapta (Kur'an'da): 'Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz' diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır." (4/Nisa, 140)

2. İbni Abbas radıyallahu anhuma, Tavus, Ata ve Ebu Miclez'den rahimehumullah Maide suresinin 44. ayeti hakkında rivayet edilen küçük küfür görüşleri bütünüyle, yukarıda saydığımız, aslen Allah'ın indirdiği ile hükmetmekle beraber nefsine uyduğu için muayyen bir meselede Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen, terk ettiği hükmün Allah'ın hükmü olduğunu bilen hâkimlere hamledilir. Onların konu hakkındaki kavillerini yukarıda saydığımız sahibini dinden çıkaran yedi duruma hamletmek, tam anlamıyla haddi aşmaktır ve cinayettir.

3. Gerek İbni Abbas'ın radıyallahu anh gerekse diğer âlimlerin Maide suresinin 44. ayetine dair sözlerini günümüzde Müslümanlara hâkim olan yöneticilere hamletmek büyük bir zulüm ve insafsızlıktır. Bugün İslam beldelerinin çoğunluğunda beşerîn koyduğu laik anayasalar hâkimdir. Müslümanlar, Osmanlı Devleti'nin çöküşüne kadar Allah'ın indirdiği hükümler yerine beşerî kanunların ihdas edilmesi ve onlarla hükmedilmesi gibi bir durumla hiç karşılaşmamışlardı. Müslümanların hiçbir zaman Allah'ın şeriatına muhalif kanunları ve yasaları olmadı. Onlardan sadır olan muhalefetler ya müçtehidlerin hatası ya da hâkimin muayyen bir meselede hevasına uyması sonucu zulmetmesi şeklinde cereyan etti. Bunun dışında yeni bir anayasa ihdas edip, kâfirlerin kanunlarını halklarına dayatmaları, insanları bu kanunlara çağırmaları, bu kanunlarla hükmetmeleri ve bu kanunlarla muhakeme olmaları şeklinde bir durum hiç vâki olmamıştır. Bu nerededir o nerede...

4. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen hâkimin kalben Allah'ın hükmünü inkâr etmediği sürece kâfir olmayacağı iddiası Kerramiye Mürciesinin ya da Cehmiye Mürciesinin akidesidir. Kerramiye mezhebine göre iman için sadece dilin telaffuzu yeterlidir. Cehmiye ise imanı sadece kalbin marifetine bağlamıştır. Bunların itikadına göre İblis ve Firavun dahi iman ehlindendir. Ehli Sünnet ise insanlara zahirlerine göre hükmetmiş, gizli hâllerini ise Allah'a bırakmışlardır. Bundan dolayı Ehli Sünnet, büyük küfrü sadece kalp ya da itikad ile sınırlandırmamıştır.

5. Allah'ın indirdiği hükümleri terk eden, tağutların hükmünden razı olan kimseye namaz, oruç ve diğer ibadetler hiçbir fayda sağlamaz.

Bu Sayfayı Paylaş :