Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Demokrasi Puthanelerinin Şeytani Hilesi: Maslahat Emre ACAR

2015-06-06

Bizleri hidayete ulaştıran ve hidayette yakin üzere kılan Allah'a hamd, risalet görevini gecesini dahi gündüz gibi berrak hâlde tamamlayan Rasûl'e salât ve selam olsun.

Fitnelerin zirve yaptığı, insanların 'Hak olan hangisidir?' dediği ve zihinlerin, kalplerin karmakarışık olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Bu dönem öyle bir dönem ki, insanlar İslami bilgilerden yoksun bırakılmıştır. Ciltleri ve dilleri bizim gibi olup kalbi şeytanlaşmış belamlar, insanları Kur'an ve Sünnet'ten olduğunu söyledikleri şüphelerle cehenneme davet etmektedirler.

Huzeyfe'nin radıyallahu anh Peygambere sorduğu dönem bizim çağımızla nasıl da benzeşiyor.

Huzeyfe radıyallahu anh anlatır:

"Ben:

__ Ey Allah'ın Rasûlü! Biz cahiliye devrinde şer içerisindeydik. Allah bize bu hayrı verdi. Bu hayırdan sonra tekrar şer var mı, diye sordum.

__ Evet var, diye buyurdular.

Ben tekrar:

__ Peki bu şerden sonra hayır var mı, dedim.

__ Evet var! Fakat onda duman da var, buyurdular.

Ben:

__ Duman da ne, dedim.

__ Öyle insanlar olacak ki, sünnetimden başka bir sünnet edinir, hidayetimden başka bir hidayete tabi olurlar. Bazı işlerini iyi bulursun, bazı işlerini kötü bulursun, buyurdular.

Ben tekrar:

__ Bu hayırdan sonra başka bir şey kaldı mı, diye sordum.

__ Evet, buyurdular.

__ Cehennem kapısına çağıran davetçiler var. Kim onlara icabet ederek o kapıya doğru giderse, onlar bunu ateşe atarlar, buyurdular.

Ben:

__ Onları bize tanıt, dedim.

O:

__ Onlar bizim cildimizden olup bizim dilimizle konuşurlar, dedi..." (Buhari, Müslim)

Allah'ın sıfatlarından biri de El-Hâkim/kanun koyandır. Yaratma, Allah'a ait olduğu gibi yarattıklarına emretme ve nehyetme de ona aittir. Her yerde, daima egemenlik kayıtsız şartsız Allah'a aittir.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"...Dikkat edin yaratmak da emretmek de Allah'a aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir." (7/Araf, 54)

Başka bir ayette Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"...Hüküm/egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır. Allah kendisine ibadet etmenizi emreder. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (12/Yusuf, 40)

İnsanların çoğu bilmese veya bilmezlikten gelse de egemenlik, tüm kâinatı ve insanları yaratan, onlara gece gündüz rızık veren, yeryüzünü ve gökyüzünü onların hizmetine sunan, hasta olana şifa, derdi olana derman veren, âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir ve hâkim olan da odur. Bu kadar kudreti elinde bulunduran Allah iken, ondan başkasını kanun koyucu ve insanların hayatına yön verici olarak kabul etmek adaletsizlik olurdu.

Fakat ahir zamanın deccalları, cehennemin kapısına oturmuş, insanları dönemimizin en büyük fitnesi, Allah'ın hâkimliğine kafa tutan demokrasi ve laiklik puthanesine davet etmektedirler. Beşerin yaptığı kanunlar ile insanların hayatlarına yön verecek partilere oy verilmesi gerektiğini, oy vermeyenin büyük bir vebal altında olduğunu kürsülerden, minberlerden duyurmaktalar. Batıllarını desteklemek için çeşit çeşit deliller sunarlar. Dillerine doladıkları en zayıf delilleri de maslahattır.

Diyorlar ki: 'Bugün yaşadığımız ülkelerde bizler istesek de, istemesek de demokrasinin gereği olarak seçimler yapılmakta ve millet meclisine anayasanın öngördüğü sayıda parti ve bu partilere mensup vekiller girmektedir. Bizler dinimizin emirlerini kısmen dahi olsa yürürlüğe geçirebilme, halkın üzerindeki baskıları kaldırabilmek adına parti kurup meclise girebilir ve burada Allah'ın hükümlerinin bir kısmını dahi olsa toplumda icra etmek için mücadele edebiliriz. Yine aynı şekilde İslam'a ve Müslümanlara en yakın bir partiyi destekleyebiliriz. Böylece millet meclisi tamamen aşırı kâfirlerin, komünistlerin, laik din düşmanlarının eline kalmaz. Bizler seçimlerden tamamen el çekip, meydanı onlara mı bırakalım? İslam'a ve İslami değerlere sahip çıkacak, halkın üzerinden baskıları kaldıracak bir parti kurmamızdan ya da Müslümanlara en yakın bir partiye oy vermemizden daha tabii ne olabilir? Hatta davetin ve Müslümanların maslahatı için bu tür fiillerden uzak kalmamamız gerekmektedir.'

Maslahat dedikleri bu gerekçeyi de usulu'l fıkıhtaki şu asla dayandırmaktadırlar: 'Faydalı olan iki şeyden, faydası daha çok olan tercih edilir ve zararlı olan iki şeyden, zararı daha büyük olandan kaçılır.' Bu söylem ve dayanaklarıyla İslam ümmetinin inancını bulandırmakta ve ümmeti kandırmaktadırlar.

"Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar da bunun farkında değillerdir." (2/Bakara, 9) ('İrca Saldırılarına Karşı Şüphelerin Giderilmesi' kitabından alınmıştır.)

Bu söylemleri, sadece bir iddiadır. Her iddiaya yönelmek ve onunla amel etmek, düşünmeyen ve akletmeyen insanların özelliğidir. Düşünen bir kavim, şüphelere yönelmez ve onunla amel etmez. Kendi şeriatlarında hüküm olarak ne beyan edilmiş ise ona tabi olur ve başkalarının heva ve hevesine tabi olmaz. Yani kime kulluk etmesi gerektiğini ve kimin söylemlerine itaat etmesi gerektiğini bilir. O da İslam şeriatıdır.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"(Ey Rasûlüm!) Sonra da seni din konusunda bir şeriat üzerine kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve hevesine uyma." (45/Casiye, 18)

Değerli kardeşim! İslam'ın ve Müslümanların maslahatı adı altında demokrasi, laiklik dinine belli bir süreliğine girmek ve onun kanunları ile yaşamak doğru mudur? Rabbimin takdir ettiği kadarınca Kur'an ve Sünnet'ten hem bu soruya hem de yukarıda zikrettiğimiz şüpheye cevap vermeye çalışacağız.

Birinci olarak; Delil diye getirilen maslahatın, şeriatta delil olup olmadığına bakıldığında, bu konu İslam âlimleri arasında ihtilaflı olduğu görülecektir.

İmam Şevkani rahimehullah 'İrşadu'l Fuhul' adlı eserinde, âlimlerin maslahatla alakalı görüşlerini şöyle sıralamıştır:

1. Cumhur, maslahatla amel edilmesini mutlak olarak menetmiştir.

2. Bazı âlimler mutlak olarak cevaz verdiler. Bu görüş Malik'ten de nakledilmiştir.

3. İslam'ın gözettiği asıllardan birine uygunsa onunla amel edilir. Aksi hâlde edilmez. İmam Cuveyni bunu İmam Şafi'den ve Hanefilerin çoğunluğundan nakletmiştir.

4. Maslahat zaruri, kat'i ve külliyse itibar edilir, aksi hâlde edilmez. Bu, Gazali ve Beydavi'nin tercihidir.' (Muvafakat, 1/199; Tevhid Dergisi 22. sayıdan alıntı yapılmıştır.)

Kur'an'da kanun yapma, insanların hayatlarına hükmetme yetkisini Allah'tan başkasına vermenin küfür olduğu açık bir meseledir. Bu kadar açık ve kesin olan hükmü değiştirmek veya insanlığın maslahatını düşünerek Allah'tan başkasına hükmü vermek için, zikrettiğimiz delilin de net ve kesin olması gerekir. İhtimalli ve ihtilaflı olan deliller ile meseleye hüküm koymaya çalışmak, yanlıştır, hatta bu sapıklıktır. Bu sapma, şüphe ehlinin genetiğinde mevcuttur. Burada yakin ve kesin olan hükümlere başvurulmalı, ona göre hareket edilmelidir.

Maslahatın delil olduğunu ve onunla amel edilebileceğini söyleyen âlimler, bunu mutlak olarak zikretmemişler, bilakis kayıt getirmişlerdir. Âlimlerin: 'maslahat delildir' sözünü alıp kayıtlarını görmezlikten gelmek, heva ve hevese tabi olmak ve nefsi ilah edinmektir.

Gazali rahimehullah der ki: 'Maslahatın geçerli olması; onun kat'i, zaruri ve külli olmasıyla mümkündür.' (Mustasfa, 1/176)

İmam Zerkeşi, usul ansiklopedisi kabul edilen 'Bahru'l Muhit' isimli eserinde, İmam Şevkani 'İrşad'ında: 'Zaruriden kasıt; maslahatın İslam'ın gözettiği beş esastan birine uygun olmasıdır. Külliden kasıt; bireylerin değil tüm Müslümanların maslahatına olmasıdır. Kat'i'den kasıt; umulan maslahatın kesin olması zanna dayalı olmamasıdır.' (8/86) diyerek şartlarını açıklamışlardır.

Vehbe Zuhayli 'Usulu'l Fıkh İslami' adlı eserinde şunları aktarır: 'Malikiler ve Hanbeliler, maslahatla amel edilebilmesi için üç şart zikrettiler:

1. Şeriat koyucunun gözettiği maksatlara uygun olacak. Yani maslahat, asıllardan bir asılla, bir nasla veya kat'i delille çakışmayacak.

2. Zatında makul olacak. Yani vehme dayalı bir maslahat olmayıp, vuku bulması kesin olacak.

3. Tüm insanları kapsayacak.' (2/77-78, özetle; Tevhid Dergisi 22. sayıdan alıntı yapılmıştır.)

Âlimlerin bu kayıtlarını zikrettikten sonra, şüphe ehlinin ortaya koyduğu maslahat deliliyle parti kurmak, seçimlere katılmak veya herhangi bir partiye oy vermek, âlimlerin zikrettiği kayıtlara uygun mudur?

Birinci olarak, maslahat asıllardan bir asılla, bir nasla ve kat'i bir delille çakışmayacak:

Hükmün Allah'a ait olduğu (12/Yusuf, 40), Allah'tan başkasına vermenin küfür olduğu (42/Şura, 21), Allah'ın indirdikleri ile hükmetmeyenlerin kâfir, zalim, fasık olduğu (5/Maide, 44, 45, ve 47. ayetler), Allah'ın kanunlarını değiştirmenin, haramı helal, helali haram yapmanın küfür olduğu (9/Tevbe, 31 tefsiri ile beraber) kat'i ve muhkem naslarda sabittir. Bugün parti kurmak, parlamentolara girmek, milletvekili adaylarına oy vermek, Kur'an'daki bu apaçık naslara aykırıdır.

İkinci olarak, maslahat, vehme dayalı olmayıp, vuku bulması kesin olacak:

Allah için sana soruyorum kardeşim! Erbakan'ın döneminden bu yana 'Şeriat gelecek, Müslümanlar rahatça dinini yaşayacak ve dünyada söz sahibi olacaklar, meydanlar aşırı din düşmanlarına kalmayacak' deniliyor. Peki, maslahat diye öne sundukları bu şeylerden hangisi gerçekleşti? Anayasaya Kur'an'ın hangi hükmü dahil edildi de uygulandı?

Ümmet hangi zorluktan kurtulup huzura kavuştu? Namaz kılmaya, sakal bırakmaya izin vermelerini Müslümanlar için sağlanan kolaylıktır diye düşünüyorsan hata yaparsın! Görmüyor musun 'terörist' ismi altında nice sakallı ve namaz kılan insan cezaevlerine konuldu ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı? Bu insanları neden cezaevlerine koyduklarını hiç düşündün mü? Gidip sordun mu kendilerine?

Bu kişileri, hükmü beşere vermeyip Allah'a verdiklerinden; demokrasi ve laiklik sisteminin karşısında yer aldıklarından ve bunu etrafındakilere anlattıklarından dolayı 'terörist' yaftası ile cezaevlerine koyuyorlar. Yeryüzünde Allah'ın indirdiği ahkâm geçerli olsa, bu partilerin saltanatları sallanacaktır. Hangi kanun Allah'ın kanunu karşısında durabilir? Halkı bu konuda uyandırmamak için namaz, sakal, Kur'an kurslarına gidebilmek gibi dinî birtakım amellere serbestlik veriyorlar. Ki toplum asıl hâkim olanı, asıl kanun yapacak olanı görmesin.

Yahudi ve Hristiyan olanlar, kendi ülkelerinde kitapları ile yönetilirken, Müslümanım diyen bir ülkede Kur'an ile hükmedilmiyor. Yıllardır 'hak hâkim olacak' diye maslahat delilini kullanarak demokrasiye tutunup tabanınıza vadettiğiniz Kur'ani yaşam ne zaman gerçekleşecek? Siz mi sözünüzde yalancısınız yoksa içerisinde bulunduğunuz meclis mi vadettiğiniz Kur'ani yaşamı ebedî olarak kabul etmiyor?

Söz sahibi olmak için muhafazakâr partilere oy verilmelidir dediniz, oy topladınız. Peki, söz sahibi olmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Vaatleriniz üzerinden nice yıllar geçti. Bırakın söz sahibi olmayı, hâlâ zelil durumda Müslümanlar. Fransa olayını düşün? Hem muhafazakâr dediğiniz partinin lideri, hem de Türkiye'nin Başbakanı; dinin önderi, Allah'ın Rasûlü Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hakaret eden kâfirlerin ölüm törenine katıldı ve bu kişileri öldürenleri kınadı. Bunlar öldürülmeseydi de Rasûle olan hakaretlere ümmet sessiz mi kalsaydı? İslam dinine saldıranların yanında bulunarak mı söz sahibi olacağız? Nerede meclise girerek desteklediğiniz partilerin dünyada söz sahibi olması? Biz mi göremiyoruz yoksa siz mi beyhude bir bekleyiş içerisindesiniz? Dillendirdiğiniz maslahatların tahakkuku, vehme dayalı, hayalden ibarettir. Rabbim sizleri ve size tabi olanları bu hayalden hidayete çıkarsın. (Allahumme âmin)

Üçüncü olarak, maslahat, tüm insanları kapsayacak;

Parti kurmak ve herhangi bir partiye oy vermek, umumi maslahat getirmediği gibi gelen sınırlı maslahatlar da ümmetin genelini değil belli cemaatleri ve belli grupları kapsamaktadır. Ümmetin geri kalanı ise bahsedilen maslahatlardan her zaman mahrum durumdadır.

Âlimlerin, maslahatı delil alıp amel edilebilmesi için zikrettikleri kayıtları; TBMM, onun sistemi ve o sistem ile yönetecek -muhafazakâr partiler de dahil- partilerin yaptıkları ve yapacakları ile kıyas ettiğimiz zaman vakıayla taban tabana zıt olduğunu, bunu ileri sürenlerin delillerinin, Allah'ın indirmediği, şeytan ve nefislerinin vahyettiği batıl delillerden biri olduğunu müşahede edeceğiz.

Ayrıca âlimler, şeriatın naslarına bakarak maslahatı üç kısma ayırmışlardır. Bunlar:

1. Muteber maslahatlar: Kur'an ve Sünnet'te hüküm bulunan maslahatlardır.

Örneğin; Şeriat, evliliği mubah kılmıştır. Ve şeriatın evlilikte gözettiği maslahatlardan biri, çoğalmaktır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

"Evlenin, çoğalın. Ben kıyamet günü sizinle övüneceğim." (Buhari)

Bu maslahat, İslam'ın kabul ettiği ve teşvik ettiği bir maslahattır. Siz bu nedenle cemaat kurdunuz ve dediniz ki: 'Çoğalmamız lazım çünkü çoğalmak, İslam'ın muteber kabul ettiği maslahatlardandır.' Bu yerli yerinde bir düşünce olmuş olur.

Hakeza Allah, evliliği emrederken: 'Birbirinize merhametli olun. Birbirinizi sevin. Birbirinizde sükûnet bulun.' (30/Rum, 21) diye üç tane hikmet zikrediyor. Siz bu üç maslahatı muhafaza etmek için aile danışmanı ayarladınız, Müslümanlara kocanın kadına, kadının kocasına nasıl davranması gerektiği konusunda aile ilişkileri semineri verdirdiniz. Bir Müslüman da bu uygulamayı kabul etmedi ve 'Bu uygulama, Peygamber döneminde yoktu. Sonradan çıkmıştır. Bu bidattir' dedi. Biz bu Müslümana deriz ki: 'Bizim yaptığımız bu seminer, yukarıda Allah'ın evlilikte zikrettiği üç maslahatı muhafaza etmeye yönelik olduğu için, bidat değildir. Şeriata aykırı olmadığı müddetçe bu programları düzenlemekte maslahat gereği bir beis yoktur.'

Verdiğimiz iki örnek de muteber maslahata dahildir. İkisini de şeriat teşvik etmiştir. Bu maslahat ile amel edilebilir. Bilinmelidir ki, Allah'ın kullarına emrettiği her emirde Müslümanlar için bir maslahat vardır, nehyettiği her nehiyde de Müslümanlar üzerinden bir mefsedeti defetme amacı taşımaktadır.

2. Mülga maslahat: Kur'an ve Sünnet'in ahkâmına apaçık muhalefet eden maslahatlardır. Şeriat, bu maslahatı kabul etmemiştir.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: 'Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları, yararlarından büyüktür'..." (2/Bakara, 219)

Allah zikrettiğimiz ayette içkinin ve kumarın insanlara maslahatının olduğunu söylemiştir. Fakat faydasına rağmen içkiyi ve kumarı haram kılmış; günahlarının, faydalarından fazla olduğunu belirtmiştir.

Şimdi şöyle bir örnek versek: Savaşa çıktınız, ordu korkudan perişan olmuş, bunun üzerine ordunun komutanı: 'Biz cesaret veren uyuşturucu haplardan mücahidlere verelim. O korkuları gitsin. Allah'ın dini için savaşsınlar ve dinlerine faydalı olsunlar. Çünkü bunda hem Müslümanlar hem de din için maslahat vardır' dedi. Bu düşünceye sahip olan Müslümana deriz ki: 'Senin bu gözettiğin maslahatı İslam içki meselesinde iptal etmiştir. Bu iptal edilmiş olan bir maslahattır. Bu maslahatı delil alıp muamele edemezsin.'

3. Mürsel maslahat: Hakkında Kur'an ve Sünnet'te hiçbir delil bulunmayan maslahattır. Yani İslam'ın ne teşvik ettiği ne de yasakladığı, kişiyi muhayyer bıraktığı maslahatlardır. Bu maslahat için âlimler, konunun girişinde de belirttiğimiz gibi üç şart zikretmişler; Maslahat, asıllardan bir asılla, bir nasla ve kat'i bir delille çakışmayacak; maslahat, vehme dayalı olmayıp, vuku bulması kesin olacak; maslahat, tüm insanları kapsayacak, demişlerdir.

Âlimler şartlar yerine gelirse birinci ve üçüncü maslahatlar ile amel edilebileceğini, ikinci maslahat ile amel edilmeyeceğini söylemişlerdir.

Değerli kardeşim! Sana soruyorum; Demokrasiyi desteklemek ve onun kanunları ile muamele etmek bu üç kısımdan hangisine dâhildir?

İslam'a bakacak olursak, Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Şüphesiz Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları dilediği kimseler için bağışlar. Allah'a şirk koşan kuşkusuz derin bir sapıklığa düşmüştür." (4/Nisa, 116)

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Andolsun 'Allah, Meryemoğlu Mesih'tir' diyenler kesinlikle kâfir oldu. Oysa Mesih şöyle demişti: 'Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a şirk koşarsa artık Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır. Onun barınağı da ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur." (5/Maide, 72)

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Andolsun, sana ve senden önceki Peygamberlere şöyle vahyedildi: 'Eğer Allah'a şirk/ortak koşarsan elbette bütün amellerin boşa çıkar ve elbette ziyana uğrayanlardan olursun." (39/Zümer, 65)

Bu nasları okuduktan ve tefekkür ettikten sonra sen de takdir edersin ki, demokrasi ile muamele etmek, mülga maslahata dahildir. Yani Kur'an ve Sünnet'in ahkâmına apaçık muhalefet eden maslahatlardandır. Şeriat, bu maslahatı kabul etmemiştir. Çünkü İslam, şirke ikrah dışında Rasûller dahi olsa hiçbir surette izin vermemiştir ki, şirke götüren bu maslahata izin versin.

Değerli kardeşim! Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hayatından, maslahat ile alakalı bir örnek vereceğim. Bu örnek, İslam dinini yaşamada maslahatı nasıl kullanmamız gerektiği konusunda bize bir menhec belirleyecektir.

İmam Müslim, Sa'd İbn Ebi Vakkas'tan radıyallahu anh rivayetle şu kıssayı rivayet eder:

"Peygamberin yanında altı kişi bulunuyordu. Peygamberin yanında bulunanlardan biri bendim, biri İbni Mesud, biri de Huzeyl kabilesinden bir kişi, biri de Bilal idi. Bir de isimlerini hatırlayamadığım iki adam vardı. Müşrikler, Peygambere: 'Şu yanında bulunan adamları etrafından uzaklaştır ki, bize karşı cüretkâr davranmasınlar' dediler. Bu düşünce Peygamberimizin kalbine de uydu. Bunun üzerine Allah şu ayeti kerimeyi indirdi: 'Sırf Rabblerinin rızasını dileyerek sabah akşam ona yalvaranları yanından kovma, onların hesabından sana ve senin hesabından onlara bir şey düşmez ki, bu yüzden onları kovarak zalimlerden olasın.' (6/En'am, 52) "

Ayet, Peygamberin: 'Ashabım benimdir. Aristokrat olan insanları kazanmak için ashabımı yanımdan uzaklaştırmamda maslahat gereği bir beis yoktur. Umulur ki bu insanlar Müslüman olur ve İslam'a faydaları olur' diye düşünmesi, yanından ashabını uzaklaştırmaya yeltenmesi üzerine indi.

Burada önemli olan nokta; Müslümanları meclisten kovmak, insanı din dairesinden çıkarmaz. En fazla, kişiyi zalim yapar. Fakat buna rağmen Allah, Rasûlü'nü sert bir dille uyarmıştır. Çünkü bu maslahat, şeriatın naslarına aykırıydı. Bu nedenle şeriat bu düşünceyi kabul etmedi.

Düşün ki, şirk olmayan, insanı din dairesinden çıkarmayan, sadece İslam'a aykırı bir meselede maslahat geçerli değil ise, tepeden tırnağa küfür ile inşa edilmiş, Allah'ın sıfatlarına karşı haddi aşma ile donatılmış olan demokrasi, onun mabedi TBMM ve etbaı partileri desteklemede maslahat nasıl geçerli olacak? Peygamber yaşaydı ve vahiy iniyor olsaydı acaba Allah, şeytanın hilesine uyan maslahatçıları nasıl bir üslup ile uyarırdı?

Muhkem nasları bırakıp maslahat ile hareket edenlere, Allah tarafından Peygambere yapılan şu uyarıyı nüzulüyle beraber hatırlatmak istiyorum.

Zikredeceğim İsra Suresi 72-75. ayetlerin nüzul sebebi olarak İmam Taberi, şu iki rivayeti aktarır:

"Mekkeli müşrikler, Peygamberimizin yanına geldiler ve dediler ki: 'Ey Muhammed! Sen nasıl ki Haceru'l Esved'e elini sürüyorsun hakeza bizim ilahlarımıza da elini sür. Biz belki o zaman sana iman eder, ilahına ibadet ederiz.' Peygamber şöyle düşündü: 'Allah benim bu putları kerih gördüğümü bildiği hâlde ben bunlara elimi sürdüğümde ne zarar ederim ki? Belki bunlar Müslüman olurlar.' "

"Taifliler Peygamberimizin yanına geliyorlar. Peygamber onlara iman etme çağrısında bulunuyor. Taifliler: 'Ey Muhammed! Biz iman ederiz. Fakat her sene bizim ilahlarımıza hediyeler geliyor. Henüz hediye mevsimi gelmedi. Biz sana iman edersek hediyelerden mahrum olacağız. Söz veriyoruz, sabret. Hediyeleri aldıktan sonra putları kıracağız sana iman edeceğiz' diyorlar."

Değerli kardeşim! Birinci rivayette, Peygamberimizin: 'Allah, benim bu putları kerih gördüğümü bildiği hâlde ben bunlara elimi sürdüğümde ne zarar ederim ki? Belki bunlar Müslüman olurlar' sözü dikkatini çekmiştir.

Bugün de bazıları: 'Allah, bizim 'Hâkimiyet Allah'ındır' dediğimizi biliyor olmasına rağmen parlamentoya girsek oradaki kanunlar üzerine yemin etsek ne olur ki? Allah bizim şeriatı getireceğimizi biliyor, biz, Yahudilerin, Hristiyanların ve din düşmanlarının dostuymuşuz gibi görünsek ne olur ki? Allah bizim sadece kendisini tazim ettiğimizi biliyor, senede iki kere Anıtkabir'e gitsek saygı duruşunda dursak, bazı övgü içerikli sözler söylesek ne olur ki? Allah kalbimdeki niyetin şeriatın gelmesi olduğunu bildikten sonra İslam dışı, demokrasi kanunları ile yöneten partilere oy versem ne olur ki?' diye düşünmektedirler.

Allah hem Rasûl'ün düşüncesine hem de şüphe ehlinin bu düşüncelerine şu ayet-i kerimeyi indirerek cevap veriyor:

"Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi. Eğer sana direnme gücü vermeseydik, azıcık onlara yanaşmak üzereydin. Eğer onlara yanaşsaydın sana dünya hayatının ve ölüm ötesinin azabını katlayarak tattırırdık da bize karşı kendine yardım edebilecek hiç kimse bulamazdın." (17/İsra, 73-75)

Evet kardeşim! Peygamber, Mekkeli müşriklerin söylediklerini sadece düşündü ve kalbinde azıcık meyil oluştu. Uygulamaya geçirdiği herhangi bir durum da olmadı. Buna rağmen Allah, Peygamberimizi, dünya ve ahirette azap etme ve herhangi bir yardımcısının da olmaması ile uyardı.

Maslahat kılıfı altında demokrasiyi destekleyenler! Bugün oy verdiğiniz partilerin hepsi yeryüzünde kendilerinin hâkim olduklarını, egemenliğin millete ait olduğunu söylemekteler, Allah'ın kanunları dışında kanunlar ile hükmetmekteler, yeni kanunlar yapmaktalar ve Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılmaktalar. Bu partiler, düşünme ve meyilden ziyade demokrasinin her isteğini yerine getirmektedirler.

Müşriklerin şirk tekliflerini yapmayı düşünmek, insanın dünyasını ve ahiretini hüsrana götürüyorsa acaba şirk tekliflerini bire bir yerine getiren insanların dünya ve ahiretteki hâli nice olur? Düşüncesinden dolayı bu uyarıdan, Peygamberi hiçbir yardımcı kurtaramazken acaba bu şirk amellerini yapanları hangi maslahat, hangi yardımcılar kurtarabilir?

Son olarak maslahat deliline yapışanlara şunu söylemek istiyorum;

İslam, bütün emir ve nehiylerinde din, can, mal, namus ve nesep maslahatını korumuş ve bunlardan da mefsedeti defetmiştir. Maslahatlar da mertebe mertebedir. Bunların başında dinin maslahatı gelir. Allah, her şeyin önüne dinin maslahatını geçirmiştir. İnsanın yaratılışı ve cihadın meşru oluşu, din içindir. Cihadda can, mal, namus gibi İslam'ın koruduğu şeyler telef olmasına rağmen Allah, cihadı iptal etmemiştir. Çünkü cihad, dini muhafaza etmek için gereklidir.

Maslahatı delil getirenlere şöyle bir soru sorsak: Devlet size: 'Siz parlamentoya girdiğinizde İslam'a hizmet edeceksiniz. Savaş içinde olan Filistin'i, Gazze'yi kurtaracaksınız. Mescid-i Aksa sizin olacak, Arakan'da, Patani'de kendini İslam'a nispet edenleri zulümden kurtaracaksınız. Fakat tek şartımız, hanımlarınızı bize vereceksiniz ve onlar üzerinde dilediğimiz gibi tasarruf edeceğiz' teklifinde bulunsa nasıl cevap verirsiniz?

Elbette ki: 'Bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Namusumuzu kimseye teslim etmeyiz' diyeceklerdir.

Şimdi kardeşim Allah için soruyorum: Bu kadar büyük maslahatı namusunuz nedeni ile iptal ediyorsunuz da; parlamentoya gireceğiz, söz sahibi olacağız, rahat yaşayacağız diye demokrasiye boyun eğerken maslahat adı ile şirk işlemeyi nasıl kabul ediyorsunuz? Namusunuz için her türlü ölümü göze alırken, dinin ahkâmlarını değiştirenleri maslahat ile destekleyerek Allah karşı gelmeye, ona şirk/ortak koşmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz?

En büyük maslahat, dinin maslahatıdır. Oy vermek, parlamentoya girmek, demokrasi ve laiklik ile muamele etmek, dinin maslahatına zarar vermektedir. Kim dinin bu maslahatını zedelerse, din dairesinden çıkmıştır.

Rabbimden temennim, İslam dinini yaşarken bizleri şüpheye düşürmemesi ve yakin üzere kılmasıdır. Kendini İslam'a nispet edip şeytanın hileleri ile dinini zedeleyenleri hidayete erdirmesidir. (Allahumme âmin)

Davamızın sonu âlemlerin Rabbine hamd etmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşme ümidi ile...

Bu Sayfayı Paylaş :