Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Fethu'l Bâri ve İrşadu's Sâri Üzerine Çeviri MAKALE

2016-02-15

Hafız İbni Hacer'in şerhinin ismi bilindiği üzere Fethu'l Bâri'dir. Bu da zaten çok meşhurdur. Alimler buna çok önem vermişlerdir. İlk kez H. 1300 yılında Bulâk Matbaası'nda basılmıştır. Daha sonra Sıddık Hasan Han, Hindistan'da 30 cilt olarak basmıştır. Bu da çok güzel ve nadir bir baskıdır. Ancak zor olduğundan ötürü hocaların etrafında faydalanılabilir. Sebebi de Farisî Hattı'nın bilinmeyip, bu hatta alışılmadığı içindir. Fakat Arap diliyle yazılmıştır. Fakat Farisî Hattı, hocalardan herhangi birine kıyasla insana zor gelir. Daha sonraları El-Hayriyye Matbaası'nda bir çok defa basılmıştır. Bu da güzel bir baskıdır. Fakat Bulâk Matbaası gibi değildir. Çünkü Bulâk baskısı güzel olup, ilim talebesinin zor olmazsa edinmesi gereken baskıdır. Sonraları El-Behiyye Matbaası'nda basıldı. Daha sonra da Es-Selefiyye Matbaası'nda basıldı.

Soru (Burada programa telefonla katılan bir kişi Şeyh'e soru yönlendiriyor.-Çeviren-): Şeyh, Önceden çokça Fethu'l Bâri'den bahsetmiştiniz. İbni Hacer'in dayandığı Buhari'nin metinlerini Fethu'l Bâri'ye koyması hususundaki problemden de bahsettiniz. Metinlerin şerhlere uyumlu olması için Buhari'nin metinleri ile beraber Fethu'l Bari'yi yeniden yapma imkanı var mı?

Fethu'l Bâri, bahsettiğimiz üzere ilk olarak Bulâk Matbaası'nda basılmıştır. Bu da İbni Hacer'in kast ettiği üzere hadis metinlerinden soyutlanmıştır. Kitabı basan kişi, metni hâşiyeye şerh ile alakası olmayacak şekilde yerleştirmiştir. Bundan sonra El-Hayriyye ve El-Hindiyye baskısı da bu şekilde basılmıştır. Hepsinde de metin şerhten tamamen ayrıdır. El-Behiyye baskısı da bunun gibidir. Halebiyye baskısı da on yedi cilt olarak basılmıştır. Metin de şerhten ayrıdır. İlk defa metni şerhe yerleştirme Muhammed Fuad Abdulbaki Şerhi'nin Es-Selefiyye baskısının ilkinde olmuştur. Bu baskının birinci, ikinci ve üçüncü cildin bir kısmına Abdulaziz bin Bâz katkıda bulunmuş ve şerhine metni dahil etmiştir. Hafız bin Hacer ise, mukaddimesinde ileride metni şerhe dahil edeceğine işaret etmiş, daha sonra metinden bahsetmiş fakat birinci cildin mukaddimesinde bunu terk etmiştir. Sebebi de metnin şerh edilmiş kitaba dahil edilmesi kitabı uzatacağı görüşündedir. Çünkü metin bütün ilim talebeleri arasında bilinmekte ve meşhurdur ve buna da yeniden ihtiyaç yoktur. Yani bir kimsenin metin şerhin içerisinde dahi olsa Sahih-i Buhari olmadan sadece Fethu'l Bâri ile yetinmesi düşünülebilir mi? O halde şunu diyebiliriz ki İbni Hacer'in görüşüne göre metin, şerhe dahil olmamalıdır. Bu, onun kabul ettiği görüşüdür. Bunun yanında İbni Hacer, Ebu Zer'in isnadına (Buradan kasıt, Ebu Zer El-Herevî'dir. Asıl ismi Ebû Zer Abd bin Ahmed bin Muhammed bin Abdullah el‐Herevî'dir. Horasanlı olup, Buhari ravilerindendir. 435/1043 yılında vefat etmiştir. Sahih-i Buhari'yi Buhari'nin talebesi ve en önemli ravisi Firebri'nin üç tanınmış öğrencisinden okumuş olması ve onlara ait üç nüshadan bir nevi tenkitli nüsha meydana getirerek onu Mekke'de hac mevsiminde yıllarca okutması kendisine ve nüshasına büyük şöhret kazandırdı. Bu hizmeti sebebiyle Sahih-i Buhari'nin üçüncü nesil ravileri içinde en önemlisi sayıldı. Sahih-i Buhari'nin güvenilir tenkitli bir metnini elde etmek isteyen Ali b. Muhammed El-Yûnînî (ö. 701 / 1302) kendisine kadar gelen pek çok nüshayı göz önüne alarak bunları dört gruba ayırdı. "He" rumuzuyla zikrettiği Ebu Zer nüshasını bu dörtlü gruptan biri kabul etti. İbn Hacer el-Askalani, daha eski nüshalara sahip olduğu halde Ebu Zer nüshasını Fethu'l Bâri adlı şerhine esas aldı. DİA -Çeviren-) dayanmış ve ihtiyaç duyduğunda buna işaret etmiştir.

Şerhe metni dahil etmeden önce kitapta yapılan çalışma yazarın isteği dışında olmuştur. Bu yüzden de şerhe uygun olan metnin seçiminde başarılı olamamışlardır. Örneğin; İbni Hacer'in şerh ederken; 'Şu sözü…' dediğini görür ve o metni de bulamazsınız. Çünkü İbni Hacer burada belirli bir rivayete dayanmıştır. Bu durum da alimlerin kitaplarının üzerinde yapılan çalışmaların çirkin hallerinden bir tanesidir. Müellif metni dahil etmeyi istemezken ne diye metni dahil ediyorsun ki? İkinci durum ise, Ebu Zer nüshasındaki metni dahil edeceğinde bunu şerhe uygun olacak şekilde dahil et.

Fethu'l Bâri, bundan sonra Es-Selefiyye Matbaası'nda basıldı. Birinci baskının ilk cildine de İbni Baz katkıda bulunmuştur. El yazması baskısı ile karşılaştırmış, bunun üzerinde çalışmış ve ortaya çıkarıp sunmuştur.

Birinci ve ikinci cilde akaid ile ilgili muhalif düşüncelere, güncel ve terimsel meselelerden bazılarına talik/yorumda bulunmuştur. Fakat bu durum da azdır. İbni Hacer'in akide ile ilgili meselelerdeki yanlışlarının hepsine birinci, ikinci ve üçüncü cildin başlarında dikkat çekmiştir. Daha sonra İbni Baz, Şeyhi olan Muhammed bin İbrahim'den sonra başkanlığını yaptığı İslam Üniversitesi'nin başına geçti. Es-Selefiyye Matbaası'nın sahibi Muhibbuddin El-Hatib'e Bulâk Matbaası'nda baskı yapmasını söyledi. Çünkü karşılaştırma sırasında Bulâk baskısında herhangi bir problemin olmadığını, güzel bir baskı olduğunu görmüştü.

Unutmadan söyleyelim ki, bizim Bulâk baskısı hakkında bir temennimiz vardır. O da; Es-Sultaniyye baskısındaki Sahih'te yapıldığı gibi rakamlandırma yapılmasıdır. Her hadisin önüne şerhi, rakamı, yönleri konuluyor. Rakamı da süs içerisinde olup, ilgili şerhler de yeni yağlı kağıdın üzerinde yapılmıştır. Böylece aslından daha enfes bir hale gelmiştir. Bunda ne gibi bir engel olabilir ki? Fethu'l Bâri'nin Es-Sultaniyye nüshasının elde edilip insanların arasında dolaşması, ilim talebeleri için neden bir rüya olsun ki? Bu nüsha h. 1311 yılında basılmıştır. İkinci bir durum ise, her bir sayfaya da 'Allah için vakfedilmiştir' yazılmıştır. Ne satılabilir, ne hibe edilebilir, ne de miras bırakılabilir. Her sayfada da bu vardır. İlk sayfada hemen 'Allah için vakfedilmiştir' yazılmıştır. Diğer sayfalarda da hibe, miras, mülk edinilmeyeceği yazılmış ve bu her sayfada tekrar edilmiştir. Bu söylediğimiz durum gerçekten kitaba hizmet eder ve böylece kitap, ilim talebeleri arasında yayılmış olur. Temennimiz Fethu'l Bâri'ye bu hizmetin yapılmasıdır. Niçin bu Sahih'e yapıldığı gibi yapılmıyor? Hadisleri numaralandırılır, etrafı da ilgili şerhlerle çevrilir, aslındaki gibi güzel renklerle çizilir, böylece aslından daha enfes bir baskı olmuş olur ve böylece amel tamamlanmış olur. Bu söylediğimiz temennimizdir. Konumuza dönebiliriz…

Şeyh onlara Bulâk Matbaası'nda mı basın demiştir?

Evet. Bulak baskısının çok basit hataları vardır. Bopal (Hindistan) emiri olan Sıddık Hasan Han (Ebü't-Tayyib Muhammed el-Kannevci Sıddık Hasan Han. Hindistanlı âlim. 19 Cemâziye'l evvel 1248'de (14 Ekim 1832) Hindistan'ın Uttar Pradeş eyaletine bağlı Bans Bireli'de doğdu. 1861'de Bopal Emirliği Başveziri Şeyh Cemâleddin'in dul kızı Zekiyye Begüm ile evlendi. Kendisinden iki çocuk sahibi olduğu Zekiyye Begüm'ün vefatı üzerine hacca gitti (1285/1868-69); sekiz ay Hicaz ve Yemen'de kaldı. Burada Hint ulemâsından ve diğer âlimlerden ders okudu, hadis ve tefsir ilmine dair senedler edindi. Şah Abdülazîz ed-Dihlevî'nin torunu Muhammed Ya'kūb ed-Dihlevî, Şevkânî'nin talebesi Abdülhak bin Fazlullah Benâresî ve Hudeyde Müftüsü Şeyh Hüseyin (Hasan) bin Muhsin el-Ensârî el-Yemânî yararlandığı hocalardan bazılarıdır. Onun Şevkânî merkezli bir çizgi oluşturmasında bu dönemin önemli etkileri olmuştur. Mevlevî Muhammed Hüseyin Şahcihanpûrî, Hakîm Asgar Hüseyin, Molla M. Murad Buhârî, Mevlevî M. Muhibbullah Pânîpetî çeşitli zamanlarda istifade ettiği veya icâzet aldığı diğer hocalarından bazılarıdır. Sıddîk Hasan Han ikinci evliliğini, ölmüş olan Bopal emîresi İskender Begüm'ün o tarihte Bopal emîresi bulunan dul kızı Şah Cihan Begüm'le yaptı (1871). Şah Cihan Begüm, Sıddîk Hasan'ı devlet işlerindeki yetkisine ortak etti ve kendisine yıllık 75.000 rupi maaş bağlanmasını sağladı. Uzun bir süre yönetici konumunda bulunduktan sonra bazı suçlamalar üzerine 28 Ağustos 1885'te görevine son verildi. Bundan sonra ilmî çalışmalarına ağırlık veren Sıddîk Hasan Han 29 Cemâziye'l ahir 1307'de (20 Şubat 1890) Bopal'de vefat etti ve buradaki aile mezarlığına defnedildi. Birçok eseri de mevcuttur. Ayrıntı için DİA'nın ilgili maddesine bakılabilir.) bunun üzerinde çalışma yapmış, kendisinde bulunan baskıyı Hindistan'da yeniden 30 cilt olarak basmıştır. Hindistan baskısı da 'Mısırlılar'ın hatası' denilen hatalardan da uzak değildir.

Kitap, daha sonraları öneminden, şöhretinden, ilim talebelerinin onun hakkındaki ifadelerinden dolayı sayılamayacak kadar çok basıldı. Buna rağmen hatadan da uzak değildir. Bilindiği gibi de bazısı bazısından daha güzeldir.

— Bahsettiğiniz üzere Muhibbuddin El-Hatib'in rahimehullah baskısı gibi bastıklarında Ebu Zer El-Herevi isnadının zıddına metni şerhe dahil etmişler midir?

Düzensiz bir şekilde dahil edilmiştir. Belirli bir rivayete göre olmayıp rivayetlerden oluşturulmuştur. Bu da hadis ehlinin tavsiye ettiklerinin zıddınadır. Yazdığın kitap, tek bir isnada göre olmalıdır.

Fethul Bâri'ye kıyasla Ebu Zer isnadı üzere olan kitap şu an mevcut mudur?

Fethu'l Bâri'de Ebu Zer isnadı bulunmamaktadır. Bunun yanında Fethul Bari, Ebu Zer isnadına metin konusunda ise uygundur.

Aslında kastım şu: Hiç kimse Fethu'l Bâri şerhine Ebu Zer rivayetini dahil edip basmamış mıdır?

Şeyh Abdulkadir El-Hamd Mektebetu'l Haram El-Medenî nüshasına eğilmiş ve buna Ebu Zer nüshasını yazmıştır. Bunun bir çok benzeri de Mağrip/Fas'tan getirilmiştir. Onlar Ebu Zer nüshasına önem vermişlerdir. Fakat onlarla Hafız İbni Hacer'in dayandığının arasında bir takım ihtilaflar vardır.

Şeyh -Allah onu muvaffak kılsın- çok ihtiyaç duyduğunda bu nüshada Ebu Zer isnadına temas etmiş, böylece bir cilt eksik kalmış ve o da El-Ezher tarafından tamamlanmıştır. Her halükarda da bu ihtimamına teşekkür edilir. Fakat görünen o ki, kitabı basanlar kitabın şerhe olan uygunluğunu tercih etmemişlerdir. Ebu Zer El-Herevî isnadı üzerine yazılan bu kitaplar ile İbni Hacer'in dayandığı nüsha arasında az da olsa fark vardır.

•••

Bulâk baskısından sonra El-Meymene ve ardından El-Hayriyye baskıları bunu basmışlardır. Hepsi de nüshaların farklılığı ile Bulâk'tan alınmıştır. Daha sonra da bunu El-Halebiyye basmıştır. El-Halebiyye baskısı ise, buna Şeyh Ahmed Şakir'in Sahih ve El-Yununî nüshasının (Sahîh-i Buhârî'nin çeşitli baskıları yapılmış olup, ilk baskısını 1894 senesinde ikinci Abdülhamîd Hân yaptırmıştır. Abdülhamîd Hân, İstanbul'daki yazma nüshalarını Mısır'a gönderdi. Mısır'da kurulan bir ilim heyeti tarafından, metinler incelendi. Nüsha farkları işaretlenmek suretiyle, Yunûnî nüshası esas alınarak, Bulak'ta Emiriyye Matbaasında basıldı. Bugün elde bulunan Buhârî nüshalarının yarısından fazlasını Yunûnî nüshasından yapılan istinsahlar ve baskılar teşkil etmektedir.) önemi hakkındaki yazısını ekledi. İlim talebelerinin arasında da Ahmed Şakir baskısı olarak meşhur oldu. Halbuki Şeyh Ahmed Şakir'in Sahih'e bu yazıdan başka herhangi bir katkısı yoktur. Bu açık ve bilinen birşeydir. Bu yazı çıkarılıp El-Halebiyye'nin yaptığı şekil konulunca da Şeyh Ahmed Şakir baskısı diye piyasaya sürülmüştür. Fakat Şeyh Ahmed Şakir'in kitabın üzerine isminin yazılmasından başka bir katkısı yoktur. Bu da ticari bir promosyondur. Fakat maalesef çoğu ilim talebelerinde hatta bazı ilim ehlinde, kitaplara katkıda bulunan kimselerde bu yaygınlaşmıştır. Örneğin birisi; 'Bende Şeyh Ahmed Şakir baskısı var' diyor. Ben de ona: 'Kardeşim! Şeyh Ahmed Şakir'in Sahih hakkında bir baskısı yok. Şeyh Ahmed Şakir'in Sahih konusunda yazısı var. Orada da Sahih'in Yununî nüshasının öneminden ve bazı rivayetlerden bahsetmektedir.

Sahih-i Buhari öneminden ötürü defalarca basılmıştır. Fakat burada ilim talebesine düşen bahsettiğimiz bu baskılardan Es-Sultaniyye baskısına önem vermesidir ki bu baskı, bu yöndeki hizmetini tamamlamıştır.

Bunun dışındaki şerhlerden El-Kastallânî şerhi vardır. İsmi 'İrşâdu's Sârî'dir. Bu kitap, diğer şerhlerin açıklamaları ile beraber Fethu'l Bâri ve Umdetu'l Kâri'nin neredeyse güvenilir bir özetidir. Ayrıca diğerlerine de ihtiyaç bırakmamaktadır. Sahih'i ve ravilerini, eda sîgalarını (Hadis rivayetinde 'Haddesenâ/Bize rivayet etti ki', 'Ahberanâ/Bize haber verdi', 'Semi'tu/İşittim ki' vb. sîgalardır. Hadisin hocadan hangi yolla alındığını gösteren kelimeye "edâ sigası" veya "edâ lafzı" denilir.-Çeviren-) yani ravinin metinlerini harf harf kayıt altına almıştır. Daha sonra da -üzerine fayda bina edilmese dahi- tüm rivayetlerin ihtilaflarına işaret etmiştir. Kitaba gösterilen bu özen, kitabı fevkalade hâle getirmiştir. Asıl olan Yununî nüshasını araştırarak yapılan çalışmasına baktığımızda, uzun bir süre araştırma yapmıştır. Sadece bunun üzerinde değil Yununî nüshasının türleri üzerinde de çalışmıştır. Bundan sonra da kitabını on altı defadan fazla karşılaştırmıştır. Bundan dolayı da 'Yununî nüshasının türlerinde de aynen bunun gibidir' dediğini görürsünüz. Çünkü kitabını Yununî nüshasının türleri ile karşılaştırmıştır.

Bundan sonra asıl olanı ortaya çıkarmıştır. Şunu diyebilirim ki; ilim talebesi için kitabın önemi rivayetler açısından çok büyüktür. Hak ve adalet yönünden ise; İbni Receb'in kitabındaki farklılıklara baktığımızda, bunları ne Yununî nüshasında ne de Kastallâni'de bulabilirsiniz. Rivayetlerdeki farklılıklar, bu alanın zorluğuna ve Kastallâni'nin rahimehullah Sahih'e önem gösterdiğine işaret etmektedir. Ayrıca İrşadu's Sârî de defalarca basılmıştır.

İbni Receb onlardan önce miydi?

Evet. İbni Receb, İbni Hacer'den ve Kastallâni'den daha önceydi.

Bu durum, önce olmasından kaynaklanabilir mi?

Hayır. Kastallânî harfe dahi önem göstermiş, farklılıkları ve rivayetleri açıklamış ve Yununî nüshasına dayanarak onunla karşılaştırmıştır. Yununî nüshası ise İbni Receb'ten öncedir. Bunun yanında İbni Receb farklılıkların üzerinde de çalışma yapmıştır. Ne Yununî'de ne de Kastallânî'de bunu bulamazsınız. Kastallânî defalarca basılmıştır. Yani şunu bilmekteyiz ki, Bulâk Matbaası ne Umdetu'l Kâri'yi ne de El-Kirmâni'yi basmıştır. Fethu'l Bâri'yi bir defa basmıştır. Kastallânî'yi ilk ve ikinci kez basmıştır ki bunun hacmi de gerçekten büyüktür. Üç ve dördüncü baskısının hacmi ortadır. Bunlar da açıklama ve haşiyesizdir. Beş, altı ve yedinci baskılar da Kastallânî'nin açıklamaları üzeredir.

Bulâk Matbaası'nda tam yedi kez basılmıştır. El-Meymene Matbaası'nda iki kez, Hindistan'da bir kez, dünyanın diğer yerlerinde de Kastallânî basılmıştır. Peki niçin? Öneminden dolayı. Buna rağmen bu şerhler akidevi yanlışlıklardan da selamette değildir. Şarihlerin en iyisi Eşarî itikadı üzeredirler. Şimdi Buhari'den, Müslim'e geçebiliriz.

Bunlar en önemli şerhler olarak kabul edilmiştir. Yani bir ilim talebesi bunları tamamladığında yanında büyük bir hazine olur mu?

Hiç şüphesiz! Aslında burada son dönem şerhleri gerçekten çok fazladır. Enver El-Keşmîrî'nin Feydu'l Bâri isimli eseri, Lâmiu'd Derârî, Kevseru'l Meâlim… Buhari'nin eski ve son dönem şerhleri sayısızdır.

 

Özcan YILDIRIM

Tevhid Dergisi için Çevirmiştir.

Bu Sayfayı Paylaş :