Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıkların Özellikleri: Alaycıdırlar! Özcan YILDIRIM

2015-10-15

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun.

Münafıkların çıkış evresinden günümüze değin bir miras olarak kalan ve Kur'an'ın da şahit olduğu en önemli özelliklerinden biri alaycı olmalarıdır. Kur'an-ı Kerim'in daha ilk ayetlerinde bu özelliklerine vurgu yapması da bu söylediklerimizi geçerli kılmaktadır.

Kur'an'ın 'Derk-i Esfel' ehlinin hâlini deşifre etmesine geçmeden evvel Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yaptıklarını zihinlerimizde tazelemek daha yerinde olacaktır.

Münafıkların Alaycı Tavırları

Münafıkların en belirgin vasıfları arasında müminlerle alay etme, onları küçümseme ve onların akıllarından zoru varmış gibi topluma lanse etme politikası da vardır. Müminlerle alay ederken aslında maskara duruma düştüklerinin farkına varamıyorlar.

"Mü'minlere rastlayınca; inandık, derler. Şeytanları ile başbaşa kalınca da; biz sizinle beraberiz, onlarla sadece alay etmekteyiz, derler." (2/Bakara, 14)

Onlar bir an bile alaycı kimliklerinden uzaklaşamazlar:

"O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: Bunları, dinleri aldattı, diyorlardı. Halbuki kim Allah'a tevekkül ederse; muhakkak ki Allah, Aziz' dir, Hakim'dir." (8/Enfal, 49)

Ma'mer'e göre bu ayet, Bedir günü müşriklerle beraber savaşa çıkan münafıkların çirkin sözlerini açığa çıkarmak için nazil olmuştur. Müşriklerle beraber savaşa çıkan münafıkların sayısı, bir elin parmağı kadardı.

O gün münafıklar, küçücük bir Müslüman birliğinin güçlü Kureyş ordusu ile savaşacağını gördüklerinde şöyle demişlerdi: 'Bunların dine aşırı bağlılıkları, kendilerini aptallaştırdı. Bunlar yakında büyük bir felaketle karşılaşacaklar. Peygamberleri Muhammed tarafından köleleştirildikleri için göz göre göre ölüme gittiklerini göremiyorlar.' Bu ifadeler, Medine'deki münafıklara aittir. 'Üç yüz fakir, bin kişilik güçlü düşmana karşı çıkıyor' gibi sözleri ise, hem Medineli münafıklar hem Kureyş ordusu içinde bulunan bir takım tereddüt sahibi kişiler söylüyordu.

Münafıklar, 'Peygamberimiz' ifadesi yerine 'Peygamberleri' ifadesini kullanmakla, 'Merd-i kıpti şecaat arzederken, sirkatin söyler' misalin de olduğu gibi kendilerini deşifre ediyorlar. Tıpkı kafirlerin cehennem'de Malik'e "Ey Malik! Rabbin işimizi bitirsin" (43/Zuhruf, 77) şeklinde seslenmeleri gibi. Dikkat ederseniz onlar, orada bile 'Rabbimiz' demekten kaçınıyorlar.

Müslümanlardan birisi, bol miktarda mal getirdiği zaman münafıklar: 'Bu riyakar bir adamdır.'; bir başka Müslüman azıcık bir malla geldiğinde ise: 'Allah'ın bu mala ihtiyacı yoktur.' diyerek alay ediyorlardı.

Ebu Mesud El-Bedri radıyallahu anh anlatıyor: Sadaka vermeyi emreden ayet (9/Tevbe, 103) nazil olduğu zaman, ücret karşılığı sırtlarımızda yük taşıyorduk. Bu yolla bir şeyler kazanıp ondan sadaka veriyorduk. Abdurrahman b. Avf gelerek bol miktarda bağışta bulundu. Münafıklar dedikodu yaparak onun hakkında: 'Gösteriş ve riyakarlık yapıyor.' dediler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Hendek Savaşı'nda bir ara Şam ve Bizans'ın kırmızı saraylarını göstererek, ümmetinin onları fethedeceğini müjdeledi. Ki daha önce Hire'yi ve Kisra'nın köşklerini müjdelemişti. Bu müjde vesilesi ile müminler sevinirken. münafıklar ise: 'Şaşılacak bir şey!Adamınız, size ne boş vaatlerde bulunuyor! Siz yerinizden bile dışarı çıkamazken Muhammed, Yesrip'ten ta Hire'yi ve Kisra'nın Medyain şehrini gördüğünü ve onların sizin olacağını söylüyor.' şeklinde alay ettiler.

Münafıkların tüm yaptıklarına karşılık, Rasûlullah'ın onlara gösterdiği hayırhah ve müsamahakar tavır, tarihte hiçbir lider ve önderin kendi ikiyüzlü tebasına gösteremeyeceği ulvi bir tavırdır. İnsanı çileden çıkaran üsluplarına rağmen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara katlanmış, sonuna kadar sabır ve metanetini korumuştur.

Münafıklar, Rasûlullah'ın sohbetlerine katılıyor, sohbetlerin içeriğinden rahatsız oluyor, çoğu kez ona ve sahabesine olur olmaz şeyler sorarak, kinlerini kusuyorlardı. Böyle davranmakla aslında müminlerle ayrıştıklarının farkına varamıyor, ahirette alay ettikleri kimselerin bir huzme nuruna muhtaç olacaklarını kavrayamıyorlardı.

Onlar, iyice tefekkuh, tezekkür ve tedebbür edemediklerinden, leh ve aleyhlerinde olanları anlayamıyor, Peygamber'in 'Gözümün nuru' diye nitelediği namazla dahi alay ediyorlardı:

"Namaza çağırdığınız zaman onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmaz bir kavim olmalarındandır." (5/Maide, 58)

Bilahare, söylem ve eylemlerinden hesaba çekilen münafıklar, hemen çark ediyor, çirkin davranışlarına örümcek ağı kadar zayıf kılıflar uydurmaya çalışıyorlardı.

"Onlara soracak olursan mutlaka 'Biz lafa dalmış, eğleniyorduk' derler. De ki: 'Siz Allah ile O'nun ayetleri ile ve peygamberiyle alay mı ediyordunuz?' Boşuna özür dilemeyin. Çünkü siz imanınızdan sonra kafir oldunuz." (9/Tevbe, 65-66) ( El-Münafikun, Çıra Yayınları. Özetle.)

Alay Etmenin İslami Sahaya Yansıma Sebepleri

1. Kendi Gevşekliklerini Örtbas Etmek

Münafıkların örneklerde olduğu üzere alaycı tavır takınmalarının cemaziye'l evveli olduğu bir hakikattir. Bunlardan biri kendi gevşekliklerini örtbas etme çabasıdır. Dikkat edilirse, kendileri infak edemedikleri hâlde infak eden kimselerin infaklarının kemmiyeti ve keyfiyeti ile alay etmişlerdir. Ayrıca savaşa çıkmama konusundaki amellerini de sahabeleri tabiri caizse donkişotlukla suçlamaları ile örtbas etmişlerdir.

Günümüzde ferdi veya cemaai düzeyde İslami sahada mücadele eden Müslümanların en çok karşılaşacağı münafık prototipi de budur desek mübalağa etmiş olmayız. Müslüman bir ferdin veya Müslüman bir cemaatin yaptığı herhangi bir söylem ve eyleme alaycı bir tavırla karşı çıkma düşüncesi dikkatlice incelenmelidir. Bu ya kötü ahlaktan kaynaklanan ve gündeminde amel olmayan amelsizlerdir ya da art niyetli olan, gayesi İslami davaya set koymaya çalışan, yuları kafirlerin elinde olan kimselerdir.

İslami sahaya ve sahada dönen sözlere biraz vakıf olan bir kimse buna dair örnek bulmada asla zorlanmaz. Müslümanlar bir daveti ülke gündemine oturacak kadar açık yapsalar, birileri bunu donkişotluk, gereksiz, tedbirsiz ve hikmetsiz bir amel olarak görebilmekte ve bunu alay konusu dahi edinebilmektedir. Halbuki gaye kendi gevşekliğinin açığa çıkmamasıdır. Yıllarca 'Davette hikmet' çığırtkanlıkları yapanların her nedense Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem en çok yaptığı amelden kaçınıp, nadiren yaptığı bir ameli kendilerine düstur edinmeleri de şaşılacak bir durumdur.

2. Kibir ve Kendini Üstün Görme Duygusu

Sahada Müslümanların amellerini küçük gören kimseleri de görmek mümkündür. Sürekli ağızlarında Müslümanların yaptıkları amelleri barındıran bu güruhu tatmin etmek olanaksızdır. Kendi doğrularına uymayan, kendi kafa yapıları ile uyuşmayan her amel onlar için alay edilmeye, dillere pelesenk yapılmaya mahkumdur.

Söz konusu ameli kendilerinin daha iyi yapabileceğini düşünen kimseler bununla da alay yolunu tercih etmeye başlarlar. Fakat sorsanız belki de kendileri o işin ehli dahi değillerdir. Örneğin; Müslümanların bir kitap, kitapçık, broşür, dergi, web sitesi vb. medya alanlarındaki bir kaç yanlışı ile alay etmeleri bu kabildendir. 'Ben daha iyi yaparım' deme erkekliğini gösteremeyen bu kimseler iğneliyici konuşmaları ile hatayı alay pozisyonuna getirebilmektedirler. İşin en ironi yönü de böyle kimselere bakıldığında bir çoğunun söz konusu alanda bırakın söz sahibi olmayı, alandaki bir kavramdan dahi fersah fersah uzakta olmalarıdır.

Bu sadece bir örnek… Fakat burada dikkat edilmesi gereken mesele, alayın kişinin kibrinin bir sonucu olmasıdır. Bunları avama yutturabilen bu hastalıklı güruh, Allah'a hamd olsun ki emir sahiplerinin basiretinden yakalarını kurtaramamışlardır.

3. Alaycı Bir Kimliğe Sahip Olmak

Alaycılık kişide kesbî/sonradan kazandığı ve kendisi ile özdeşleştiği bir ahlak olması hâlinde bu durum her ortamda alay yapmayı beraberinde gerektirecektir. Öyle ki, alay edilen konu dünyevi bir meseleden çıkarak dinî bir meselede de baş gösterebilecektir. Sebebi de alaycı kimliğe sahip olanlarının ayarlarının olmaması, freni patlamış kamyon misali önüne geleni biçen bir hâlde olmasıdır.

"Rasûlullah, Tebuk'e doğru ilerlerken, münafıklardan Vedia bin Sabit kendisiyle beraber olanlara şöyle der: 'Zannederim ki şu hafızlarımız; karınlarına en düşük olanlarımız, dilleri en çok yalan söyleyenlerimiz, düşmanla karşılaşınca da en korkak olanlarımızdır.' Bu sözleriyle Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ashabı ile alay etme cüretinde bulundular. İçinde bulundukları zillet ve ayet-i kerimenin de delaletiyle çok açıktır ki alay ettikleri topluluk kendilerinden kıyas kabul etmez ölçüde çok daha üstün ve faziletlidir. Kendileri ise bu yaptıklarının ağır vebali ve helak edici neticelerini idrak edemeyecek ölçüde sefih insanlardı.

"Şayet onlara sorsan: 'Andolsun ki biz ancak, (yol yorgunluğunu atmak için) lafa dalmış şakalaşıyor, eğleniyorduk' derler. Onlara de ki: 'Siz, Allah ile, O'nun ayetleriyle, O'nun Rasûlü ile mi eğleniyordunuz?' " (9/Tevbe, 65)

Münafıkların sözlerinde bizzat yüce Allah subhanehu ve teâlâ ile, O'nun ayetleriyle yahut O'nun Rasûlü ile ilgili herhangi bir alay ifadesi olmadığı halde ayet-i kerime, münafıkların bu kötü amelinin Allah katında nasıl büyük bir helake vesile olabildiğini göstermiştir. Alay edilenler Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ashabı ve dostlarıdır. Rasûlullah'a dost olanları Allah da dost edinmiştir. Dolayısıyla bu kötü sözler, sahipleri için onmaz yaralara sebep olmuştur. Ebu Hureyre'den radıyallahu anh rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah şöyle buyurdu: 'Her kim (ihlas ile bana kulluk eden) bir dostuma düşmanlık ederse ben de ona karşı harp ilan ederim…' "

Bu hadis bile tek başına Müslümanın, bir başka Müslüman ile alay etmesinin ne denli çirkin ve ağır vebali olan kötü bir amel olduğunu gösteren öğretici bir örnektir. Alay ettiğimiz insanın Allah'ın dostlarından biri olması tehlikesi her olayda karşılaşılması muhtemel tehlikelerdendir." (Furkan Basım ve Yayınevi, Ebu Hanzala, Müslümanların Birbirlerine Karşı Sorumlulukları, syf. 68-69)

Tevbe Suresi'ndeki ayet, alaycı bir kimliğin ayarsızlığının kötü sonunu bizlere göstermektedir. İslami herhangi bir şiar ile alay etmek, Müslümanların salih bir amelini 'Tiye almak' kişinin ömür boyu kaçınmak için fedakarlıklar gösterdiği küfür ismini üzerine alması ile de sonuçlanabilmektedir.

Allah subhanehu ve teâlâ bizleri münafıkların kendisi ile özdeşleştiği bu ahlaktan uzak tutsun ve bu kimlikte olanları bu hastalıktan tez zamanda kurtarsın…

'Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' duamız ile…

 

Bu Sayfayı Paylaş :