Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıklarla Mücadele Metodu - 4 Özcan YILDIRIM

2017-08-16

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

7. Onları Dinlemekten Sakınmak

"Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmaya çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri bilendir." [1]

İbni Kesir rahimehullah ayetin tefsirinde şunları demiştir: ' 'İçinizde onlara kulak verecekler de vardır' Yani, onlara itaat eden, onların sözlerinden ve konuşmalarından hoşnut olup onların durumunu bilmedikleri hâlde onların nasihatlerini kabul eden vardır. Bu ise müminler arasında bir şer ve büyük bir fesat oluşmasına götürür.' [2]

Müfessirlerin ayet hakkındaki farklı ve uzun yorumlarını buraya aktarmak yerine İbni Teymiyye'nin farklı yerlerde ayet hakkında vakıaya uyan tespitlerini aktarmakta yarar var.

'Allah subhanehu ve teâlâ 'İçinizde onlara kulak verecekler de vardır' buyruğu ile müminler arasında münafıkların isteklerini kabul edip, onların söylediklerini benimseyenler olduğunu haber vermektedir. Bu husus, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem döneminde böyle olduğuna göre ondan sonra bazı müminlerin bazı münafıkların çağrılarını kabul etmeleri öncelikle söz konusu olabilir.' [3]

"Onlara itaat edecek kimseler de bulunur. Ashab arasında münafıkların söylediklerine kulak verecekler bulunuyorsa başkaları arasında nasıl olur?" [4]

'Sizin aranızda onların çağrılarını kabul edip, söylediklerini benimseyen kimseler vardır. Çünkü münafıklar o kimseye karşı hakkı batıla karıştırır ve hak gibi gösterirler.' [5]

'Allah subhanehu ve teâlâ münafıklar hakkında 'Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmaya çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verecekler de vardır.' [6] buyurmak suretiyle münafıkların herhangi bir gazvede orduyla beraber çıkmaları hâlinde, müminlerin aralarında fesadı arttırmaktan başka bir şey yapmayacaklarını ve onlar arasında onları fitneye düşürmek kastıyla ellerinden geldiği kadar çabuk hareket edeceklerini ve müminler arasında onların söylediklerini dinleyip kabul edecek, çağrılarını olumlu karşılayacak kimseler olacağını haber vermektedir.

Maksat onlara haber taşıyıp götürenler -bazı kimselerin sandığı gibi- değildir. Aksine bu buyruk yüce Allah'ın 'Durmadan yalana kulak veren, huzuruna gelmeyen diğer bir kavim lehine dinleyen kimseler vardır.' [7] buyruğunun bir benzeridir. Yani bunlar yalanı işitir, onu kabul ve tasdik ettikleri gibi senin huzuruna gelmeyen başka kimselere de kulak verir, onların çağrılarını kabul ederler. Böylelikle onların yalanı doğru kabul etiklerini, Rasûl'e muhalefet eden kimselerin çağrılarını da kabul ettiklerini beyan buyurmaktadır.

Buradaki 'onlara kulak verenler' buyruğu ile kastedilenlerin orada bulunmayan kimseler lehine casusluk yapan kimseler olduklarını zannedip casusun hükmünü bu ayetten çıkarmaya çalışan kimseler ise hata etmişlerdir. Çünkü Nebi'nin münafık ve Yahudilerin işitecekleri kadar açıkça söylediği herhangi bir şey onun gizlediği şeylerden sayılmaz ki onu başkalarına nakletmek casusluk olsun. Maksat ise onların yalanı işittikleri yani onu tasik ettikleridir. Onların işiten kimseler olmalarından kasıt Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem muhalif olan başka kimselerin çağrılarını kabul eden kimseler olmaları manasındadır. İşte kitabın ve sünnetin dışına çıkan herkesin durumu da budur. Böyle bir kimse yalanı kaçınılmaz olarak destekler. Böylelikle o da yalana kulak veren kimselerden olur. Allah'tan ve Rasûlü'nden başkalarının çağrılarını kabul etmesi kaçınılmazdır. Bu suretle de Rasûl'e uymayan başka kimselerin sözlerine kulak vermiş, onları dinlemiş olur.' [8]

Münafıkların İslam toplumu içerisindeki en tehlikeli fiilleri, toplumu çalkantıya sevk eden asılsız haberleri yayma, iftira atma, fitneyi körükleyecek laf taşımaları vb. Söyleme yönelik hamleleridir. Bu vb davranışlarını İfk, Beni Mureysi, Beni Mustalik, Uhud ve birçok olaylarda görebiliriz. Bu durum münafıkların bu şerrini bilen ve ona göre davranış gösterebilecek olan kimseler için sorun olmayabilir. Fakat yeni, zayıf, kalbi hasta olan kimseler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Zira daha kökü sağlam olmayan kimselerin işin başında böyle ağır bir fırtınaya maruz kalması onların eğilmesine, kopmasına ve zarar görmesine yol açacaktır.

Bugün garipliğin zirvesini yaşayan, emperyal güçlerin mengenesine sıkışmış ve batılı uşakların hegemonyasına maruz kalmış bir toplum içerisinde yeni yeni hakkı bulabilen kişilerin itikadî, ahlakî ve menheci olarak savrulmaları da buna örnektir. Toplumun bozuk din anlayışından kurtulmaya yeni yeni adım atan kimselerin böylesine kara propaganda ile karşılaşıp da sıyrılabilmeleri zordur. Daha yolun başında ittifak değil ihtilaf, kardeşlik değil adavet/düşmanlık, sevgi değil buğz, cemaat değil tefrika, sadakat değil ikircikliliği öğrenecek ve bunun sonucunda da İslam toplumu içerisinde beklenen sadık topluluk rötar yapmaya devam edecektir.

'Şaşkın kalpli insanlar, saflar arasında çöküntünün ve zaafın yayılmasına neden olurlar. Hain olan insanlar, ordular için büyük tehlikedir. Bu münafıklar, savaşa çıkmakla Müslümanların gücünü arttırmazlardı. Tersine, onların sıkıntıya ve disiplinsizliğe düşmelerine neden olurlardı. Müslümanlar arasında korkunun, fitnenin, ikiliğin ve yılgınlığın çabuk yayılmasına yol açarlardı. O zaman da bazı Müslümanlar onlara kulak verirdi. Fakat yüce Allah çağrısını kollamakta ve samimi olan dava erlerini korumaktadır. Mü'minleri fitneden korumaktadır. Yılgınlığa neden olacak münafıkları, evlerinde kendi hâllerine terketmektedir.' [9]

8. Onlara Arka Çıkmamak

"Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme (savunma). Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkârı sevmez. Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz (savundunuz). Peki kıyamet günü onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?" [10]

Ayetin nüzul sebebi ilgili İmam Taberi şunları nakleder:

'Müfessirler, bu ve bundan sonra gelen yüz on altıncı ayete ka­dar olan ayetlerin, hırsızlık yapan veya kendilerine verilen bir emaneti inkar ederek ihanette bulunan, Rasûlullah'ın da bilmeden savunduğu bir kişi hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.

Bu hususta Numan diyor ki: 'Bizde bir aile vardı. Onlara 'Übeyrikin oğulları' deniliyordu. Bunlar, 'Bişr' 'Beşir' ve 'Mübeşşir' isimli kişilerdi. Beşir münafıktı, şiirler yazar onunla Rasûlullah'ı ve sahabelerini hicvederdi. Sonra da bu şiirleri başka kimse­lere isnad ederek 'Falan kişi böyle söyledi', 'Filan kişi şöyle söyledi' derdi. Sahabeler bu şiirleri duyunca 'Vallahi bu şiiri ancak bu habis herif söyler. Bunu Übeyrikin oğlu söylemiştir.' derlerdi. Bu aile, cahiliye döneminde de, İslam'ın gelişinden sonra da fakir ve muhtaç bir aile idi. O sırada Medine halkının gıdası, hurma ve arpa ekmeğinden ibaretti. Eğer bir insanın imkânı varsa, Şam'dan un taşıyan kervan geldiğinde ondan un satın alır ve sadece kendisi yerdi. Çocukları ise ancak hurma ve arpa ekmeği yiyebilirlerdi. İşte o günlerde Şam'dan bir kervan geldi. Amcam Zeyd oğlu Rifaa, bir hayvan yükü un satın aldı. Onu kilere koydu. Orada silah, zırh ve kılıçlar da bu­lunuyordu. Kilerin altından delik açılarak yiyecekler ve silahlar çalındı. Sabah olunca amcam Rifaa bana geldi ve 'Yeğenim bu gece soyulduk. Kilerimize de­lik açılarak yiyeceklerimiz ve silahlarımız çalındı.' dedi. Bunun üzerine evde inceleme yaptık. Sağa sola sorduk. Bazıları: 'Biz bu gece Übeyrikin oğul­larının ateş yaktıklarını gördük. Kanaatimiz odur ki bunlar sizin yiyeceklerini­zin bir kısmı için bu ateşi yakmışlardı.' Biz olayı çevreden soruştururken Übey­rikin oğulları şöyle diyorlardı: 'Vallahi biz bu işi Lebid b. Sehl'in yaptığı kanaa­tindeyiz.'

Halbuki Lebid aramızda salih ve dinine bağlı bir insan­dı. Lebid bunu işitince silahını çekip onlara hücum etti ve 'Ben çaldım ha? Val­lahi ya bu kılıç sizi doğrar veya bu hırsızlığın mahiyetini ortaya çıkarırsınız.' dedi. Bunun üzerine Übeyrikin oğulları: 'Bizden uzak ol be adam, bunu sen yapmadın.' dediler. Bundan sonra çevreden tekrar soruşturduk ve kesinlikle an­ladık ki bu işi Übeyrikin oğulları yapmış. Amcam bana: 'Yeğenim, Rasûlullah'a gidip hadiseyi anlatsana.' dedi. Ben de Rasûlullah'a gittim ve ona: 'Bizden fakir ve şerli bir aile, amcam Zeyd oğlu Rifaa'nın kilerini yarıp silah ve yiyeceklerini aldı. Bari silahlarımızı bize iade etsinler, yiyeceklere ihtiyacımız yok.' dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem 'Bunu emredeceğim.' buyurdu. Übeyrikin oğulları bunu işitince akrabaları olan ve adına 'Esir b. Urve' denen bir kişiye vardılar ve bu hususu ona anlattılar. Bunun üzerine çevre halkı toplandı ve Rasûlullah'ın yanına gelip şöyle dediler: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kata­de bin Numan ve amcası, aramızda Müslümanlıkları ve salih kişilikleriyle tanınan bir aile aleyhine kalkıştılar. Onları hiçbir delil ve ispat olmadığı hâlde hırsızlıkla itham ettiler.'

Katade bin Numan sözlerine devamla diyor ki: 'Ben de Rasûlullah'ın ya­nına vardım ve onunla konuştum. Rasûlullah bana: 'Müslümanlıkları ve salih kişilikleri anlatılan bir aile aleyhine kalkışmışsın. Onları, hiçbir delilin olmadan hırsızlıkla suçluyormuşsun.' dedi. Bunun üzerine geri döndüm ve 'Keşke bir kı­sım mallarımı kaybetseydim de Rasûlullah'a bu hususu anlatmasaydım.' diye pişmanlık duydum. Amcam Rifaa bana geldi ve 'Yeğenim ne yaptın?' dedi. Ona, Rasûlullah'ın bana söylediği şeyleri haber verdim. O da 'Allah yardımcı­mız olsun.' dedi. Çok geçmeden işte bu surenin yüz beşinci ayetinden yüz on altıncı ayetine kadar olan ayetler nazil oldu.

'Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.

Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.

Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkârı sevmez.

Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır.

İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?

Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.

Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.

Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.

Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.

Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!' [11]

'Bu ayetler inince çalınan silahlar Rasûlul­lah'a getirildi. Rasûlullah onları Rifaa'ya verdi. Silahları amcam Rifaa'ya ben tes­lim ettim. Amcam, ömrünü cahiliye döneminde geçirmiş, ihtiyar birisiydi. Ben onun, istemeyerek Müslüman olduğu kanaatindeydim. Ona silahları götürünce şöyle dedi: 'Yeğenim bunları Allah yoluna veriyorum.' İşte o zaman sağlam bir şekilde Müslüman olduğu kanaatine vardım. Bu ayetler inince Übeyrikin oğullarından Beşir, müşriklerin safına geçti. Sa'd'in kızı Sülaka'nın yanında kalmaya başladı. Bunun üzerine Allah: 'Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra kim Peygamberle ayrılığa düşer ve müminlerin yolunun dışında bir yol takib ederse onu gittiği yolda bırakırız ve cehenneme atarız. O cehennem ne kötü bir yerdir.' 'Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışın­da dilediğini bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak ki derin bir sapıklı­ğa düşmüştür.' ayetlerini indirdi.' [12]

Ayetlerde nifak ehlinin yalan, aldatma, emanetlere hainlik etme ve oluşturdukları şer kulisleriyle Müslümanlara zarar verme konusunda onlara arka çıkma konusunda açık bir yasak olduğu görülmektedir.

İmam Kurtubi ilgili ayetin tefsirinde de şunu aktarır: 'Alimler şöyle demiştir: Bir topluluğun münafıklığı Müslümanlar tarafından açıkça bilindiği takdirde, Müslümanlarından bir kesimin onları himaye etmek ve savunmak üzere tartışmaya girmemesi gerekir. Çünkü böyle bir durum Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde meydana gelmişti. İşte onlar hakkında yüce Allah'ın: 'Hainlerin bir savunucusu olma' buyruğu ile: 'Kendi nefislerine hainlik edenleri savunma' [13] ayetleri nazil olmuştur.'

Bugün nifak ameli olarak görülen bir çok durum, Müslümanlar tarafından 'art niyetle yapmıyor' kalkanı ile savunulmaktadır. Bu ayetler Rasûlullah'ın şahsında ümmete bir ikazdır. Allah Rasûlü'ne bilmeden sadece meyletmesinden dolayı 'hainlerin savunucusu olma' ikazı indiyse, Müslümanların birliğini, dirliğini ve esenliğine karşı palazlanan nifak ehlini gördüğü hâlde savunanlara ve arka çıkanlara nasıl bir ikaz inerdi Allah en doğrusunu bilir.

◆◆◆

Bu yazımızla beraber, nifak ehlinin sıfatları, İslam toplumu içerisindeki eylemleri ve onlara karşı verilmesi gereken mücadelenin keyfiyetine dair yazmış olduğumuz yazılarımızı nihayete erdirmiş olduk.

Allah'ım bizleri nifakın şerrinden, sıfatlarından şerir meclislerinden uzak eyle! Onların tuzaklarını, desiselerini iyi (!) niyetle yaptıkları amellerinin içerisinde boğ! İslam toplumunun içerisine attıkları hastalıklardan bizi uzak tut. Müslümanların sahasına ekmeye çalıştıkları necis tohumlarını gösterecek basiret bizlere ver.

Ve bizleri esenlik yurduna çağıran pak davetçilerin yol arkadaşlığından ayırma.

Allahumme Amin.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile…

 

[1]        .     9/Tevbe, 47

 

[2]        .     Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm, 2/475

 

[3]        .     Mecmuûl Fetâvâ, 2/82

 

[4]        .     Mecmuûl Fetâvâ, 17/129

 

[5]        .     Minhacu's Sünne, 8/316

 

[6]        .     9/Tevbe, 47

 

[7]        .     5/Maide, 41

 

[8]        .     Deru Tearudi'l Akli ve'n Nakli, 5/261-262

 

[9]        .     Fi Zilal

 

[10]       .     4/Nisa, 107-109

 

[11]       .     4/Nisa, 105-115

 

[12]       .     Bu hususta Taberi birkaç rivayet daha zikretmiştir.

 

[13]       .     4/Nisa, 107

 

Bu Sayfayı Paylaş :