Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Nifak Hareketi'nin Mengene İçinde Kalışı: Ahzab Savaşı -1 Özcan YILDIRIM

2016-04-15

Ahzab Savaşı, Hicri beşinci yılın Şevval ayında başlamış, yaklaşık bir ay kadar devam etmiştir. Ahzab isminin verilmesinin sebebi; Kureyş müşrikleri ,Gatafanlar, Yahudiler ve diğer kabilelerin Rasûlullah ile çarpışmak üzere Medine'de toplanmış olmasıdır. Ayrıca Kur'an'da geçen Ahzab'ı tasnif ettiğimizde; Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem karşı muhalefet edenleri iki gruba ayırmak mümkündür:

1. İç Düşmanlar: Bunlar, münafıklar ve vatandaşlık antlaşmasını bozan Kureyzaoğulları Yahudileri. Siyer kitaplarında son nifak ocağı olarak geçmektedir.

2. Dış Düşmanlar: Kureyş müşrikleri, Hayber'de toplanan Yahudiler, Gatafanlar, Esedoğulları, Süleymoğulları, Ehabişler…

Münafıkların Medine içinden uyguladığı iki yüzlü siyaset, düşmanları Rasûlullah'a karşı çıkışta birleştiriyordu. Böyle bir ortamda; Yahudi, münafık ve müşrik ittifakının kurulduğu görülmektedir. Nadiroğulları sürgününde, münafıklarca sağlanması vaad edilen Kureyzaoğulları yardımı ve Yahudi-münafık diyaloğu yine Ahzab savaşında tahakkuk edecekti.

Münafıklar, Nadiroğulları'nın Medine'den sürülmesine çok üzülmüşlerdi. Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem düşmanlığı devam eden Kureyş müşrikleri Bedru'l Mevid'e gelecek gücü kendilerinde bulamamıştı. Müşriklerin randevularını iptal ettiği bir anda, Medine'deki münafıklar da Müslümanları Bedru'l Mevid'e gitmekten alıkoyma peşinde idi.

Özellikle Nadiroğulları'nın savaş hazırlığına başlamalarıyla, bu muharebenin hazırlık safhasında düşman cephesi incelendiğinde münafıkların olaylardaki gizli teşvikçiliği, organizesi ve yeraltı faaliyetleri ortaya çıkar.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Nadiroğulları Yahudilerini Medine'den sürünce, Kureyş'in beklediği fırsat doğmuştu. Hicretin beşinci yılı Şevval ayında Medine'den sürülüp Hayber'de toplanan Yahudiler, Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi ve sellem yok etmek için bir propaganda heyeti teşekkül ettirerek Mekke'ye gittiler. On dokuz kişilik Yahudi heyeti, gayelerinin Rasûlullah ile çarpışmak, onu öldürünceye kadar, Kureyş ve ona bağlı kabilelerle elbirliği yapmak olduğunu açıkladılar. Ebu Süfyan bu durumu çok hoş karşıladı. Putların önünde secde ederek Yahudi heyeti ile Kabe örtüsü altında antlaşma yaptı. Bu heyet, -Medine'de de vaktiyle yaptıkları gibi- müşrikliği İslam'dan üstün göstermeye teşebbüs ettiler.

Yahudi propaganda heyeti, kabileler arasında dağılarak Gatafanlar'a gittiler. Hayber'in bir yıllık hurma mahsulü karşılığında Gatafanlar'ın savaşa katılmasını sağladılar. Gatafanlar da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile çarpışmak üzere müttefikleri Esedoğulları'na yazı göndererek onları Ahzab Savaşı'na iştirak ettirdiler.

Yahudiler, Süleymoğulları ve diğer Arap kabilelerine uyarak hepsini ayaklandırdılar. Bir taraftan da Kureyş, aynı doğrultuda Süleymoğulları'nı savaşa iştirak etmeleri için yazı gönderdi. Bazı Arap kabilelerini de ücretle kiraladılar.

Ebu Süfyan başkanlığında birleşen dış düşmanların sayısı on bin, Müslümanların sayısı ise üç bin olduğu rivayet edilmektedir. Verilen bu sayılardan, Medine içerisindeki düşmanlar arasında, Kureyzaoğulları ile münafıkların olup olmadığını tespit etmek oldukça güçtür. Zira Medine dışından gelen ordular ayaklanınca, içeride bulunan Kureyzaoğulları ve münafıklar da düşman kuvvetleriyle birleşme durumuna uygun bir şekilde, kritik bir zamanda girdiler.

Yahudi kabilelerinden sadece Kureyzaoğulları, Medine'de vatandaşlık antlaşmasını yenileyip kalmıştı. Muahede hükümleri gereği, Müslümanlar ve Yahudiler Medine toplumunu teşkil ediyorlardı. Bu topluluk, Medine'ye taarruz vuku bulduğunda elbirliği ile Medine'yi dış saldırılardan koruyacaktı.

Hendek savaşında Kureyzaoğulları'nın muahedeyi bozduğunu, nifak çıkardığını ve içte münafıklarla, dışta Nadiroğulları temsilcisi Huyeyy bin Ahtab ile ilişki kurduğunu görüyoruz. Nitekim Huyeyy, fırsattan istifade ile bir gece Kureyzaoğulları yurduna gitmeyi başarmış ve Ka'b bin Esed'in evini bulmuştu. Huyeyy'in yaptığı teklifleri ilk önce Ka'b'ın reddettiği rivayet edilirse de, neticede Huyeyy'in, Kureyzaoğulları Yahudilerine, Peygamber ile olan vatandaşlık antlaşmasını bozdurduğunu görüyoruz.

Kureyzaoğulları Yahudileri, Ebu Süfyan ve Uyeyne bin Hısn'a yazdığı mektupta, '...Siz sabır ve sebat ediniz. Biz Müslümanları şehirlerinde arkalarından vuracağız.' Huyeyy bin Ahtab'a göre, 'Kureyzaoğulları Yahudileri Peygamber'e karşı müşriklere yardım etmek ve fırsat kollamak amacıyla Medine'de bulunuyorlardı.' Gerçekten Kureyzaoğulları'nın bulunduğu yer, Medine'de coğrafi konum itibariyle Müslümanları arkadan vurmaya çok müsaitti.

Kureyzaoğulları'nın Medine'de, aynı vatanda yaşadıkları Müslümanları arkadan vurma haberi Rasûlullah'ı ve Müslümanları çok sarstı. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Zübeyr bin Avvam'ı, bu durumun doğru olup olmadığını araştırmak için görevIendirdi. Zübeyr bin Avvam, yaptığı incelemede Kureyzaoğulları'nın gerçekten de ihanet üzere olduğunu tespit etti. Ayrıca, muahedenin yenilenmesi teklifini iletmek üzere giden elçilere kötü davranmaları bu haberi doğruladı. Kureyş'in Medine'yi içerden vurmak için Kureyzaoğulları'ndan asker isteği ve ani saldırı düzenleme plânı ortaya çıkınca Müslümanların moralini Rasûlullah şu müjde ile düzeltti: "Allah'ın fetih ve yardımına sevininiz."

Bu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir husus da, münafıkların bu esnada ne yaptıklarıdır. Hendek savaşında orduların toplanmasında Kureyş ve Yahudiler kadar İslâm toplumundan sayılan münafıkların da faaliyet gösterdiğine inanıyoruz. Zira, eskiden beri münafıkların emeli Medine'yi içten çökertmekti. Kur'an'da, münafıkların bu savaşa mü'minler safında katılmadığı haberi verildiğine göre, münafıkları da savaşta muhalif gruplardan sayabileceğimiz kanaati kuvvetlenmektedir.

Münafıkların Tutumunun İnen Ayetlerle Deşifre Edilmesi

Münafıkların Ahzab Savaşı'ndaki tutumları üzerine inen ayetler onların karakterlerini ortaya koymaktadır.

"Ey iman edenler; Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti de Biz, onların üzerine rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah; yaptıklarınızı görendir.

Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz de Allah'a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.

İşte orada mü'minler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.

Ve hani münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar: Allah ve Rasûlü bize sadece boş vaadlerde bulundular, diyorlardı.

Hani onlardan bir grup demişti ki: Ey Medine halkı; sizin için tutunacak bir yer yok. Artık geri dönün. İçlerinden bir grup da Peygamberden izin isteyerek diyorlardı ki: Evlerimiz düşmana açıktır. Halbuki evleri açık değildi. Onlar, sadece kaçmak istiyorlardı.

Şayet onlara onun çevrelerinden varılmış olsaydı da fitne çıkarmaları istenseydi, hemen buna girişirler ve derhal yapmaktan geri durmazlardı.

Andolsun ki; onlar, daha önceden sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Ve Allah'a verilen ahid, sorumluluktu.

De ki: Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçtıysanız; firar, size fayda vermeyecektir. Ve o zaman, çok az eğlendirileceksiniz.

De ki: Allah sizin için bir kötülük dilerse veya bir rahmet dilerse; sizi O'na karşı koruyabilecek kimdir? Onlar Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazlar.

Doğrusu Allah; içinizden sizi alıkoyanları ve kardeşlerine; bize gelin, diyenleri bilir. Bunlar harbe pek az iştirak ediyorlardı.

Size karşı cimridirler. Korku geldiği zaman, görürsün ki onlar üstüne ölüm baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana bakarlar. Korku gidince de iyiliğinizi çekemeyerek, sivri dilleriyle sizi incitirler. İşte onlar, inanmamışlardır. Bunun için de Allah yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için pek kolaydır.

Onlar, birliklerin gitmediğini sanıyorlardı. Birlikler gelmiş olsalardı, kendilerinin çöllerde bedevilerle bulunup sizin haberlerinizi oradan soruşturmayı isterlerdi. Aranızda bulunsalardı bu defa da çok az savaşırlardı." (33/Ahzab, 9-20)

Hendek savaşında, münafıkların Medine içersindeki tavırlarını sergileyen ayetleri incelediğimizde, düşüncelerindeki yanlışlığın, davranışlarına da büyük ölçüde tesir ettiğini görüyoruz. Bu muharebe öncesinde, münafıkların hâlet-i ruhiyesi şöyle özetlenebilir: "İç sıkıntı içinde idiler. Allah'a güvenmeme hâli vardı. O'na sığınma yerine cüretkar tavırlar sergiliyorlardı. Korku ve telaş içinde idiler. Bu telâş içinde sudan bahanelerle -gerçekte ise ölüm endişesiyle- Rasûlullah'tan izin istiyorlardı. Başkalarını da buna teşvik ediyorlardı." Ahzab savaşındaki on binin üzerindeki orduyla Medine'nin içten ve dıştan satıldığını görünce, münafıkların bu savaştaki tavırları kendiliğinden ortaya çıkmakta idi.

Hendek savaşı hakkında nâzil olan âyetleri ve diğer haberleri değerlendirdiğimizde, münafıkların entrikaları daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.

Hendek savaşında orduların Medine'yi doğudan ve batıdan sardığını Kurân-ı Kerim haber vermektedir. Medine'nin üst (doğu) tarafından gelenler, Kureyzaoğulları Yahudileri ile Uyeyne bin Hısn komutasındaki Gatafanlar, Necidliler'den meydana gelen ordulardı. Medine'nin alt (batı) tarafından gelip kuşatanlar da Ebu Süfyan'ın komutasındaki Kureyş, Ehabiş, Kinâne ve Tihame birliklerinden kurulmuş olan ordulardı. İçten ve dıştan gelen düşmanlar Medine'yi sardıkları zaman, "…Gözler kaymış ve yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Siz de Allah'a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. İste o zaman münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar: Allah ve Rasûlü bize sadece boş vaadlerde bulundular, diyorlardı."

Münafıkların bu sözleri Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vasıtasıyla iletildiğine, "...Biz böyle bir şey söylemedik, iftira ediyorlar!" diye inkar ettiler.

Münafıklar, İslâm ordusu içinde yerlerini almadıkları gibi, başka kabilelerden Hendek'te savaşacak Müslümanları da fitne, nifak ile dağıtmaya çalıştılar. Onlara, "Ey Yesrib halkı, sizin için tutunacak bir yer yok. Artık geri dönün." diyorlardı.

Münafıklar, İslam'a bağlılıklarında samimi değillerdi. Kur'ân, Ahzab savaşı dolayısıyla bu durumu şöyle tespit etmiştir: "Şayet onlara onun çevrelerinden varılmış olsaydı da fitne çıkarmaları istenseydi, hemen buna girişirler ve derhal yapmaktan geri durmazlardı."

Ahzab savaşındaki dış düşmanlar üzerinde Siyer kitaplarında çok durulmasına rağmen, iç düşmanlardan pek bahsedilmemektedir. Aslında düşmanların en çok ümitli olduğu kuvvetler, iç düşmanları teşkil eden münafık ve Yahudilerdir. Bu sebeple, münafık ve Yahudilerin bu sırada Medine'de çevirdikleri entrikaları iyi tespit etmek gerekmektedir.

Hendek'te, Allah Rasûlü'ne karşı muhalefeti, sanki münafıklar idare ediyormuş gibi bir hava ortaya çıkmış, dış düşmanlar da Medine üzerine yürürken Yahudiler ile beraber bunlara güvenmişlerdi. Sadece münafıklar planlarını gizliyorlardı. Yahudileri tahrikleri de bu planın diğer bir yönüydü. Ahzab ile alakalı Kur'an âyetleri incelendiğinde bu durum bütün açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.

Ahzab'da münafıklar asıl planlarını gizli yürütmekle beraber açığa vuran bazı davranışları onları ele veriyordu. Nitekim Allah Rasûlü ve ashab, -kıtlığın doğurduğu sıkıntılara rağmen- hendeği kazmak için bütün gayretleriyle çalışırken, onlar bir bahane ile ayrılıyorlardı.

Medine'de o dönem kıtlık had safhaya ulaşmıştı. Hatta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı açlıktan karınlarına taş bağlamışlardı. Bunca olumsuz şartların üzerine hendeklerin birisinde kazmaların parçalayamadığı bir kaya çıkmıştı. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kazmayı eline alıp, "Bismillah" deyip bir defa vurdu. "Allahu Ekber! Bana Şam'ın anahtarları verildi. Vallahi, ben şu anda Şam'ın kızıl saraylarını görüyorum." dedi. Sonra ikinci defa vurdu, ikinci parçayı kopardı. "Allahu Ekber! Bana İran verildi. Vallahi, ben şu anda Medain'in beyaz saraylarını görüyorum." dedi. Sonra üçüncü defa vurdu ve "Bismillah" dedi. Kayanın geri kalan kısmını parçaladı. "Allahu Ekber! Bana Yemen'in anahtarları verildi. Vallahi ben şu yerimden San'a kapılarını görüyorum." dedi.

Hendek kazılırken Rasûlullah'ın verdiği müjdeleri de istismar edip mü'minlerin morallerini bozmaya çalışan münafıklar şöyle diyorlardı: "Biz canımızı kurtarmak için hendeklere sığınırken, Peygamber bize, Fars ve Rum ülkesinin köşklerini vaad ediyor." Medine içerisinde korkulu hava estiren münafıklar, niyetsizlikten bahsederek, müminleri şu sözleriyle etkilemek istiyorlardı: "Muhammed, Kisra ve Kayser'in hazinelerinden yararlanacağımızı vaad ediyor. Halbuki bugün hiçbirimiz abdest bozmaya gidip de sağ döneceğimizden emin değiliz."

Ayrıca savaşın çok zor geçeceğini, düşman kuvvetlerinin ezici bir üstünlüğe sahip olduğunu iddia ederek Müslümanlardaki cihad azmini yıkmak istiyorlardı. Bir kısmı da, "Evlerimiz açık kalmıştır!" diye yalan yere mazeret uyduruyorlardı. Halbuki evleri açık değildi. Onlar, sadece kaçmak istiyorlardı.

Hâriseoğulları'ndan Evs bin Kayzi ve diğer münafıklar, Peygamber'e gelerek, evlerine dönmek için izin istediklerinde, gerekçe olarak asılsız mazeretler ileri sürdüler. Bunun üzerine Sa'd bin Muaz, münafıkların şifresini çözerek Rasûlullah'a şöyle dedi: "...Biz ne zaman daralsak, musibete uğrasak hep böyle yaparlar..." Bu söz üzerine Peygamber izin vermedi.

Münafiklar, Medine'yi saran orduların Peygamber'i ortadan kaldıracağına; mü'minler ise Allah'ın, Peygamber'ini galip getireceğine kuvvetle inanıyorlardı. Dolayısıyla Hendek savaşı, gerçek mü'min ile münafığı ayırt etmekte bir kıstas olmuştu. Bu arada, Kureyzaoğulları'nın ihaneti ile münafıkların şehir içinde can güvenliğini tehlikeye düşürmesi sebebiyle Peygamber, bütün kadınları ve çocukları kalelere ve hisarlara yerleştirmişti.

Hendek savaşında Medine'yi saran dış düşmanlar, hiçbir şey yapamadan döndüler. İç düşmanlara gelince; Cibril'in getirdiği haber üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kureyzaoğulları Yahudilerine gereken cezayı verdi. Bu arada münafıklar, Yahudilere olan sempatilerini açıklamaktan geri durmadılar. Fakat, Kureyzaoğulları'nın, gereken cezaya çarptırılmalarından sonra Medine'de Müslümanlara karşı münafıklar yalnız kalmış oluyorlardı. (Hz. Peygamber Devrinde Nifak Hareketleri, özetle)

Ahzab Savaşı'ndaki münafıkların rolü açısından değerlendirmelerimizi bir sonraki sayıda paylaşacağız inşaallah.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile…

Bu Sayfayı Paylaş :