Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Nifak Lideri'nin Ölümü Üzerine Birkaç Düşünce Özcan YILDIRIM

2017-02-17

 

Bizi nice hayırlı amellere muvaffak kılan Allah'a hamd olsun. Salât ve selam kendisinden sonra Nebi olmayacak olan Rasûlullah'ın üzerine olsun…

Nifak ve nifağın tehlikesi üzerine yazdığımız bu yazı silsilesinin kahramanı(!) ve fikir babasının ölümü üzerine yaşanan hâdiseler üzerine bir değerlendirmede bulunacağız inşallah.

1. Nifak Hareketi Yok Olmaya Mahkumdur!

Abdullah bin Ubeyy bin Selul'ün, Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde yaptıklarına baktığımızda onun, çok büyük cürümler işlediğini görürüz.

İbni Ubeyy, Allah Rasûlü Medine'ye yeni ayak bastığında, liderliğinin gidişini iç dünyasında kabullenemeyişini günden güne büyütmüştür. İlk başta kendisi gibi düşünen insanları etrafında toplamış, gizli ve şer odaklı kurduğu kulislerle beslemiş ve şerrini yer yer icraata dökmüştü. Hususen yaşanan bazı hâdiselerde ve gazvelerde yaptığı çıkışlar ve cemaati tefrikaya götürme girişimlerini daimi olarak devam ettirmiştir. Önceki yazımızda üzerine parmak bastığımız 'nifak yerinde duran bir hastalık değildir' ilkesi gereği, İbni Ubeyy de ölene kadar bu hastalığından vazgeçmemiş hatta çevresindeki avanesini de Rasûlullah'ı öldürmek üzere göndermiştir.

Abdullah bin Ubeyy'in bu yaptıkları oldukça kurnazca bir nifak daveti idi. Nifak lideri, kendi hevası doğrultusunda yaptığı bu davetin Medine'de kök saldığı düşüncesinde idi. Halbuki onca işte parmağı olmasına ve bir çok meseleden kendince sıyrılmasına rağmen daveti kökleş(e)memiştir.

Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem davetine baktığımızda ise nice badireler atlamasına karşın, daveti bugün bizlere kadar ulaşmış ve kıyamete kadar da baki kalacaktır.

İslam davetini omuzlayan bireylerin nifak ve nifaktan tevarüs eden torunlarından çekinmemesi gerekir. Bunların ortaya koyduğu hevaperest davet yerde sabit kalamayacak derece sunidir.

"Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir." [1]

Onların hevaperest ve makam hırsı etrafında şekillenen davetlerinin, üstte gözükse de yerde sabit olana oranla geçici olduğu unutulmamalıdır. Onlar gözükür, fokurdar, gerektiğinde alttaki yararlı suyun berraklığına perde çeker… Gözler köpüğün baskınlığını görse de insanlara asıl faydalı olanın altta olan, sakince köpüğün sönmesini bekleyen olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Müslüman bir birey veya yapı sabır ve yakin kalkanını kuşanmış ise, atılan oklara aldırış etmemelidir. Nifak hareketinin sadağındaki oklar ne kadar fazla olursa olsun, onlara karşı koyacak olan, sabır ve yakinden oluşan bir kalkan edinmelidir.

Nifak hareketinin yaptığı yer yer sansasyonel boyuta ulaşan eylemleri sadece tarihin tozlu sayfalarında baş kahramanı İbni Ubeyy olacak şekilde kalmayacaktır. Elbette bunların devamı olacak ve hatta İbni Ubeyy'i aratacak girişimlerde bulunan kimseler de ortaya çıkacak ve varlığını sürdürecektir. Çünkü asıl ve müteyakkız olmamızı gerektiren düşman, iç düşmandır. Ki Kur'an'ın da ifadesi ile 'Asıl düşman' olan bunlardır.

Vahyi, Allah Rasûlü'nün pratize ettiği şekilde iyi tefakkuh eden birey ve topluluklar bunların tehlikesinden dolayı ye'se/ümitsizliğe ve endişeye kapılmamalıdır. Çünkü nifak bugün de var ve varlığını da devam ettirecektir.

Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem sünnetini ve şer'i siyasetini sathilikten çıkarıp iyi fıkheden bir yapı için nifak dün nasıl ise, bugün de aynısı olacağında şüphemizin olmaması gerekir. Bugün onların da tahtı sarsılacak, düşünceleri hayal denizinde boğulacak.

Bugün onların da yaptıkları çirkin kulisler deşifre olacak ve ağızlarındaki yamuk sözlerden kinleri açığa çıkacak…

Bugün onların da yapıların içerisinde yaptıkları hileler Müslümanlara gizli kalmayacak…

Bugün onların da yeminlerle örtbas ettikleri yalanları gün yüzüne çıkacak…

Bugün onların da sahte kardeşlik söylemlerinin arkasındaki düşmanlıkları görülecek…

Yeter ki Müslüman birey veya topluluklar davaya inanıp bunun gereğini sünnet ölçüsünde yerine getirsinler. Allah, nifak hareketinin şenî boyutlarını bizlere göstersin ve bizlere onlara karşı mukavemet gücü versin. Allahumme Amin.[2]

2. Yöneticiliğe Olan Hırs Basite Alınmamalıdır

İbni Ubeyy'in Allah Rasûlü Medine'ye geldiğinden beri girmiş olduğu ve her olayda zuhur eden yönetim kompleksi, yaptığı bütün şenî fiillerin temelini oluşturmuştur.

Yöneticiliğe olan ihtiras ve bundan hasep ortaya çıkan davranışların zemmedilen bir hastalık olduğu aşikârdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem hadislerde bunu istemeyi yasaklamış ve bunu isteyen kimsenin Allah tarafından kendi nefsi ile baş başa bırakılacağını belirtmiştir.

Abdurrahman bin Semure radıyallahu anh şöyle demiştir:

"Peygamber bana dedi ki: 'Ey Abdurrahman! Kimseden emirlik isteme! Eğer sen isteyerek sana emirlik verilirse, istediğin şey ile yalnız bırakılırsın. Eğer emirlik, sen istemeden sana verilirse, (Allah tarafından) emirlik işi üzerinde yardım olunursun.' "

Buhari bu hadisi 'Emirlik ve idarecilik istemeyen kimseye; Allah bu işte ona yardım eder.' ve 'Emirlik isteyen kimse, emirlik işinde yalnız bırakılıp yardım olunmaz' başlıkları ile iki bapta ayrı ayrı vermiştir.

Peygamber yöneticilik talebi olan her şahsa bir tavsiyede bulunuyor: 'Yöneticilik hususunda Allah'ın bir sünneti vardır. Eğer onu talep edersen Allah seni kendi hâline bırakır ama kaderde senin yönetici olman var ise Allah senin elinden tutar.'

Birçok nimete ve onu talep etmeye bu gözle baktığımızda mesele daha iyi anlaşılacaktır. Mesela, zekâ, ilim herkesin istediği ve sonuç itibariyle hayra ulaştıracağını düşündüğü araçlardır. Ancak pratikte zekâ Ubey bin Selül'ü münafıkların lideri, ilim de Belam bin Baura'yı belamların öncüsü yapmıştır.

Eğer Allah bir kulu nimeti ile baş başa bırakır ise sonuç hiç iç açıcı olmaz. Çünkü yukarıda verdiğimiz örneklerde olduğu gibi insanın nefsi ile nimet buluşunca ortaya şer çıkmakta.

O yüzden Peygamberler Allah'tan nimet talep ettiklerinde o nimetin salih amellere vesile olması isteğini de dualarına eklerler.

"Süleyman, onun (karıncanın) bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki: 'Ey Rabbim! Beni; bana ve ana babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!' " [3]

Emirlik Hangi Hâllerde Talep Edilebilir?

Emirliği istememe durumu mutlak değildir. Bazı istisnaları vardır.

Eğer kişi o işi kendinden daha iyi yapacak bir kimsenin olduğuna inanmıyor ise o zaman talepte bulunabilir. Yusuf aleyhisselam ülkenin batmakta olduğunu görünce hazinelere kendisinin talip olduğunu söylemiştir.

"Kral dedi ki: 'Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim.' Onunla konuşunca: 'Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin', dedi. (Yusuf) 'Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi bilirim' dedi." [4]

Süleyman da aleyhisselam aynı pozisyondaydı ve Allah'tan mülk istedi.

"Süleyman, 'Ey Rabbim! Beni bağışla. Bana, benden sonra kimseye lâyık olmayacak bir mülk (hükümranlık) bahşet! Şüphesiz sen çok bahşedicisin!' dedi." [5]

Farz-ı kifaye olan bir amel, kimsenin yapmaması nedeniyle farz-ı ayn hâline gelmiş ise bu durumda da istekte bulunmak hadisten istisna tutulabilecek maddelerden birini oluşturur.

Emirliği İstemek Neden Kerih Görülmüştür?

Emirliğin insan nefsinin hoşuna gidecek bazı getirileri vardır. Üstünlük duygusu tatmak, kibir, insanları dilediği şekilde kullanma, mal elde etme vs. Allah'ın subhanehu ve teâlâ hepsini 'Zulüm' başlığı altında topladığı bu maddeleri elde etmenin en kestirme yolu, emirliktir. Doğal olarak emir olmayı isteyen 'Bu afetleri de istiyorum' demektedir.

Dünyadaki bu tablonun ahiretle ilgili bölümünde ise Allah'a hesap verme, tebaasının haklarına tecavüz etmek ise onların borcunu ödeme, birçok hakkından feragat etme gibi maddeler vardır.

Bu iki tabloyu karşılaştıran kişi eğer emirlik talebinde ısrarcı oluyor ise onun kalbinde nifak vardır. Allah ise nifak olan kalbe yardım etmez. Sadece emirlik meselesi değil, talep edilen hangi nimet olursa olsun durum aynı olacaktır.

İnsanın Her İsteği Ona İmtihan Olarak Geri Döner

Bu hadis çok önemli bir kaideye delalet etmektedir.  İnsanın hayatındaki maddi-manevî, güzel-çirkin her şey imtihan vesilesidir. Fitne unsuru olacak olan bu şeyleri elde etmek için yoğun bir çaba sarf etmek, insanı imtihan ile baş başa bırakır. Fakat insan kendini Allah'ın kaderine teslim etmiş ise muhakkak ona yardım olunacaktır.

Bunun birçok örneği vardır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem dinin zirvesi olan cihadı talep etmeyi hoş görmüyor.

"Ey İnsanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Allah'tan afiyet talep edin. Eğer karşılaşırsanız sabredin. Çünkü cennet kılıçların gölgesi altındadır."

Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem yaptığı bu tavsiyeyi, menfi örnekleri görünce daha iyi anlamaktayız. Bir grup sahabe sürekli düşmanla karşılaşmayı ümit ediyorlardı. Fakat cihad emri gelince yan çizdiler.

"Kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin, denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir gurup hemen Allah'tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da 'Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın! Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen (daha bir müddet savaşı farz kılmasan) olmaz mıydı?' dediler. Onlara de ki: 'Dünya menfaati önemsizdir, Allah'tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.' " [6]

Talut ve Calut kıssası baştan sona bu duruma şahitlik eder. Cihadı isteyen, bunun için komutan talep edenler; başlarına emir tayin edilip, savaş meydanına ulaşıncaya kadar sürekli dökülüyorlar. Sonuç itibariyle az bir zümre sebat edebiliyor.

Zengin olmayı talep edenler de farklı bir tablo ile karşılaşmıyorlar.

"Onlardan kimi de, 'Eğer Allah lütuf ve kereminden bize verirse, mutlaka sadaka vereceğiz ve elbette biz salihlerden olacağız!' diye söz verenler vardır. Fakat Allah, lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler. Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu." [7]

Öyleyse Allah subhanehu ve teâlâ bize neyi takdir etmişse daha üstüne gözümüzü dikmemeliyiz. 'Eğer onda hayır olsaydı muhakkak bana da nasip olurdu' diye düşünerek Allah'a hüsnü zan beslemek gerekir.

"Muhakkak ki sizler emirliğe çok hırslı olacaksınız. Hâlbuki emirlik kıyamet gününde rezillik ve pişmanlık olacaktır. O yüksek mevki ne güzel sütanadır, fakat ondan ayrılmak da ne kötü bir ayrılıştır." [8]

Emirliği Talep Etmek Dünya ve Ahirette Pişmanlıktır

Emirliğin olumlu-olumsuz yönleri hesaba katıldığında sonuç olarak şu çıkacaktır; emirliği talep etmek hem dünya hem de ahirette pişmanlıktır.

"Kişiye malın ve üstlüğün verdiği zarar, aç iki kurdun sürüye verdiği zarardan daha fazladır."

Bu hadisi 'Emirliğin insan dinine verdiği zarar' diye de okuyabiliriz. Çünkü istenerek elde edilen emirliklerin altında genellikle dünyevi bazı menfaatler elde etmek vardır. Mal ve şeref de bunlardan bazılarıdır.

Hadiste verilen örnek, meselenin ehemmiyetini göstermesi açısından önemlidir. Aç kurt, sürüye daldığı zaman hepsini boğar ama sadece bir-iki tanesini yer. Bu, çok yönlü bir zarar için verilebilecek bir örnektir.

Gerçekten de dünyevi çıkarlar için talep edilen emirliğin zararı tek yönlü değildir. Mesela, böyle bir şahsiyet zulmeder, hakları gasp eder, kibre kapılır vs. bunlar normaldir. Çünkü zulüm karıştırılan her emirliğin doğal sonuçları bu saydıklarımızdır. Ama bunlarla beraber şu da ortaya çıkabilir:

Zulüm idarelerinin vazgeçilmez müdavimlerinden olan dalkavuklar, emire sürekli taatlerinden bahsederler. Emir, olmayan güzellikler ile kendini temize çıkartmaya ve tekebbürünü ileri boyutlara taşımaya başlar. Hâlbuki fısk ve isyandan başka bir şey içinde değildir. İşte içine düşüldüğünde kolay kolay farkına varılmayan, insanı iyiden iyiye çukurun dibine çeken asıl afet budur.

Günümüzdeki siyasi partiler de bunun en ilginç örnekleridir. Seçimlerde oy isterken ortaya koydukları ilkeler ile taban tabana zıt uygulamalar yapmalarına rağmen asla burunlarından kıl aldırmazlar. Mesela, tabanına sürekli dünyadaki süper güçlere karşı mazlumların yanında olacağı vaadlerini verir ama yönetimi elde edince asrın tağutlarına bütün üslerini açıp mazlumları daha az para harcayarak öldürmelerini sağlar.

Şer'i olsun veya olmasın emirlik talep etmenin dünyadaki pişmanlığının bir parçası budur. Ayrıca Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem emirliği süt içmeye benzetiyor. Kişi ya azl, görevi devretme ile ya da ölümle emirliği bırakır. Ölüm haricindeki sebepler ile emirlikten uzak kaldığında sütten kesilmiş gibi olur. Sütten kesilen çocuk nasıl hırçın, saldırgan, huysuz oluyorsa emir de böyle olur ve emirliğin dünyadaki pişmanlığının diğer bir parçasını yaşar.

Pişmanlığın ahirete bakan yönü de çok daha dehşet vericidir. Kendi isteğiyle yükün altına giren emir tek tek bütün tasarruflarının hesabını verecektir. Her hak sahibi gelip hakkını talep edecek ya emirin ecirlerini alacak ya da ona günahlarını yükleyecektir.

Elbette emirliğin her türlüsü ahiret için yüzkarası değildir. Liderliği hak ile elde eden ve sorumluluklarını yerine getiren kişi için bilakis yüz aydınlığıdır.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem emirlik isteyen Ebu Zerr'e radıyallahu anh şöyle söylüyor:

"Ey Ebu Zerr! Sen zayıf birisin. Emirlik kıyamet gününde pişmanlık ve rezillik sebebidir. Onu hakkı ile elde eden ve hakkını ödeyen müstesna." [9]

Aynı şekilde kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insandan birisi de adil olan imamdır.

"Emirliğinde adaletli olanlar rahmanın sağında nurdan yapılmış kürsülerde oturacaklardır. Onun iki eli sağdır. Onlar hükümlerinde ehillerinde ve sorumluluk aldıkları şeylerde adil olanlardır."[10]

İslam emirlik için hırs gösterilmesini kerih görmüştür ve dünya ile ahirette pişmanlık olduğunu söylemiştir. Kişi kalbinde böyle bir duygu seziyor ise hemen tedaviye başlamalı ve o isteği uzaklaştırmaya çalışmalıdır.

Eğer Allah subhanehu ve teâlâ kulunu emirlik ile imtihan etmek istemişse o zaman da yöneticiliğin hakkını vermek için çabalamak gerekir. Çünkü Allah'ı razı edecek şekilde liderliği ifa etmek, dünya ve ahiret saadeti demektir.

Bir başka hadiste Ebu Musa radıyallahu anh şöyle demiştir:

"Ben, beraberimde kavmim Eş'ariler'den iki kimseyle Peygamberin huzuruna girmiştim. O iki adamdan biri: 'Ya Rasûlullah, beni emir tayin et!' dedi. Diğeri de bunun gibi bir emirlik istedi. Bunun üzerine Rasûlullah: 'Biz bu iş üzerine onu isteyen ve ona hırslı olan kimseyi tayin etmeyiz.' buyurdu." [11]

Ebu Musa el-Eş'ari'ye radıyallahu anh iki adam geliyor ve Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ile görüşmek için kendilerine aracı olmasını istiyorlar. Ebu Musa da onları Peygambere götürünce böyle bir diyalog ortaya çıkıyor. Allah Rasûlü 'Ne oluyor?' der gibi Ebu Musa'ya bakınca o da: 'Vallahi ben onların ne söyleyeceklerinden habersizdim.' diyor.

Aslında hadisin arka planı dahi hem Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem hem de sahabe tarafından emirlik talebinin hoş karşılanmadığının delilidir.

Peki, neden emirliğe hırslı olanlara bu hak tanınmıyor?

Dünya ve ahiretteki pişmanlıkları tatmamaları için.

Bu insan tipi Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem uzun bir sürede inşa etmeye çalıştığı modelle taban tabana zıttır.

"Altın kulu, gümüş kulu, dört köşeli ve zencefil kumaş kulu helak olsun! Böyle kişiye verilirse memnun olur, verilmezse kızar. Böyle bir kişi sürünsün; zarara yuvarlansın! Vücuduna diken battığında çıkaran bulunmasın! Müjdeler olsun o kula ki, o Allah yolunda cihad için atının dizginini tutmuş, başı dağınık, iki ayağı tozlanmıştır. Eğer o (öncü olarak) ileride düşman beklemekte ise, o tam manasıyla düşman beklemekte olur. Eğer askerin gerisinde vazifede ise, orada hakkıyla nöbetçilik vazifesinde olur. Bu mücahid bir meclise girmek için izin isterse (küçük görülüp) kendisine izin verilmez. Bir hususta şefaat edecek olursa şefaati kabul edilmez." [12]

Emirliğe karşı hırslı olanın gözü ondan başkasını görmez. Bir önceki maddede geçen hadiste olduğu gibi onun esiri olur. Elde ettiğinde mutludur ama elinden kaçırdığında ortalığı ayağa kaldırır. Öyle bir ruh hâli ile hareket ederler ki umdukları ile karşılaşmadıkları zaman İslam toplumunu yıkacak, emirlerini kınayacak, o zamana kadar girdikleri hayırları bir çırpıda silecek duruma gelirler.

Emirliği isteyenler, aslında kendilerinin o işe layık olduğunu söylemektedirler. Bu ise nefisleri tezkiye etmektir. İnsanın kendini bir konumda farz etmesi, nefsin ayıplarındandır ve nifak alametlerindendir. Şeytanın o kimseyi esir aldığının göstergelerindendir.

Kimler Emirliğe Karşı Hırslı Olur?

Emirlik istemeyi bir hastalık olarak tanımlarsak onu tespit ve tedavi etmenin iki yolu vardır:

Kişi açıktan bu isteğini dillendirir. Bu, işin basit kısmıdır. Böyle bir isteği olan Müslümana nefsini terbiye etmesi yönünde telkinde bulunulur ve yüklenmek istediği şeyin ağırlığı anlatılır.

Tehlikeli olan ise kişide böyle bir talebin olması ama bunu dillendirmemesidir. Bahsettiğimiz şahıs her ne kadar emirliği istemediğini dili ile söylese de ondan varid olan bazı alametler kalbinin öyle demediğini ortaya koymaktadır.

• Yöneticileri beğenmeme.

• Kararlardaki eksik yönleri ön plana çıkartıp eleştirme.

• Her kararla beraber iç dünyasında bir istişare meclisi daha kurup 'Ben olsam şöyle, şöyle yapardım' diye fikir yürütme.

• Asıl yöneticiyi değil ama özellikle mahalli ve yerel yöneticileri eksik/yetersiz görme.

• Yapılan işleri değerlendirirken ya da kendisine fikir sorulduğunda net konuşmama. Ta ki sonuç ortaya çıktığında yanlış değerlendirenlerin tarafında sayılmasın.

• Konuşmalarında 'Bence' lafzını çok kullanma.

Bu vb. alametleri taşıyanlara karşı hemen ıslah projeleri geliştirmeli, gittikleri yolun yol olmadığını onlara hatırlatılmalı. Özellikle eski Müslümanların, daha önceden yöneticilik yapmışların, yaşça büyük olanların bu afete bulaşma ihtimalleri daha fazladır.' [13]

Şuranın altını çizmek gerekir ki, bazı ahlaki hastalıklar vardır, bunların neticesi itikadi bir duruma dönüşebilir. Bunun en çarpıcı örneği Kur'an'da Yahudiler hakkındadır.

"Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır." [14]

"Yoksa onlar, Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. Böylece, onlardan kimi ona inandı, kimi ona sırt çevirdi. Çılgın ateş olarak cehennem yeter." [15]

Haset, kötü bir ahlaktı. Yahudileri de bu kötü ahlak küfre kadar götüren bir faktör hâline geldi.

Asabiyet/Kavmiyetçilik de şeriatın zemmettiği kötü ahlaklardan bir tanesidir. Bu duygu törpülenmediği takdirde tıpkı yöneticiliğe olan hırs, haset vb. mezmum ahlaklar gibi kişiyi küfre kadar götürebilir.

"Biz Abdumenafoğulları ile şan ve şeref yönünden şimdiye kadar çekiştik durduk. Onlar halka yemek yedirdi, biz de yedirdik. Onlar bağışta bulundular, biz de bulunduk. Onlar arabuluculuk yapıp diyet yüklendiler, biz de yüklendik. Şimdi kulak kulağa giden yarış atı durumuna gelince, onlar: 'Şimdi bizden kendisine vahiy gelen bir Peygamber var' dediler. Biz bunun dengini nereden bulup çıkaracağız. Vallahi hiçbir zaman onu tasdik etmeyiz." [16]

Bu sözler, bu ümmetin firavunu Ebu Cehil'in ağzından dökülmüştür. Kavmiyetçilik onu, Allah'ın pak davetinden sarf etmiş ve ebedi cehenneme sürüklenmesine sebebiyet vermiştir.

Sonuç olarak, bu tip hastalıkları küçük görmemeli, onları törpülemek için cehdi gayret içerisinde olmalıyız.

Bir sonraki sayıda konumuza kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]       .   13/Rad, 17

 

[2]       .   İlerleyen yazılarımızda Allah Rasûlü'nün nifak hareketine karşı şer'i siyasetine değineceğiz inşallah.

 

[3]       .   27/Neml, 19

 

[4]       .   12/Yusuf, 54-55

 

[5]       .   38/Sad, 35

 

[6]       .   4/Nisa, 77

 

[7]       .   9/Tevbe, 75-77

 

[8]       .   Buhari

 

[9]       .   Müslim, Ebu Davud

 

[10]      .   Müslim, İmam Nesai, İmam Ahmed

 

[11]      .   Buhari

 

[12]      .   Buhari

 

[13]      .   Ebu Hanzala Hoca, Sahih-i Buhari, Kitabu'l Ahkam Şerhi Dersinden özetle.

 

[14]      .   3/Âl-i İmran, 120

 

[15]      .   4/Nisa, 54-55

 

[16]      .   İbni İshak

 

Bu Sayfayı Paylaş :