Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Rabbin Seni Terk Etmedi! Özcan YILDIRIM

2017-09-19

Bizi nice hayırlı amellere muvaffak kılan Allah'a hamdolsun. Salât ve selam kendisinden sonra Nebi olmayacak olan Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsunì

"Allah, sözün en güzelini (ahsenu'l hadis) vahyetti." (39/Zümer, 23)

Allah subhanehu ve teâlâ bize imkân ve güç verdiği müddetçe 30. cüzdeki bazı surelerin tefsirini yapmaya gayret göstereceğiz inşallah.

Gayret bizden tevfik Allah'tandır.

Kısa Sureleri Seçmemizin Nedeni

Özellikle vahyin ilk geldiği Mekke dönemindeki ayetlerin çoğunluğunu kısa, belagatı yüksek ayetler oluşturuyordu. Kur'an o dönemde indiği ayetlerle müşriklere meydan okuyan, onların kof hüccetlerini alt üst eden, hali pür melalini ortaya koyan ve müminlerin yüreklerine şifa olan ayetler indiriyordu.

Müşriklerin zihin ve beden konforunu bozan, onların tahtlarını temelden sarsan bu ayetler, Müslümanların zihinlerine şüphe atmak, onlarla alay etmek, onlara hakaret, onları engelleme, psikolojik ve fizyolojik baskı politikaları geliştirmelerine bir sebep olmuştu. Müslümanlar da onlarla iç içe yaşıyor ve onların şüpheleri ve eziyetleri karşısında Allah'ın kendilerine indirmiş olduğu bu ayetlerle onlara karşı koyuyor ve bu ayetler de onların yüreklerine şifa oluyordu.

"Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi." (10/Yunus, 57)

"Kur'an'dan müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Oysa o, zalimlerin kayıplardan başkasını arttırmaz." (17/İsra, 82)

Bizim durumumuz da bundan yoksun değildir. Müşriklerin her türlü sözlü ve fiziksel saldırılarına maruz kalıyor, gün içerisinde her türlü moral bozucu ahval ile karşılaşabiliyoruz. Bizi böyle bir ortamda rahatlatacak olan psikiyatrik terapiler değil, imani yönden anlam ve muhtevası çok, manevi atmosferi yoğun olan ayetlerdir.

Bu ayetler bize ayrıca şöyle bir yol gösterir: Müşrik toplumun avamına davet yaparken meramımızı kısa, öz ve etkileyici olarak aktarmalıyız. Tafsilî ve akademik bilgilerle değil, insanların hatırında tutacağı öz/özlü sözleri öncelemeliyiz.

Allah subhanehu ve teâlâ bizi bu ayetleri anlayıp, onunla amil olan kullarından eylesin.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3) وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى (5) أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى (6) وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى (7) وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى (8) فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (9) وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ (11)

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

1. Kuşluk vaktine andolsun,

2. 'Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye,

3. Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı.

4. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.

5. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın.

6. Bir yetim iken, seni bulup barındırmadı mı?

7. Ve seni yol bilmez iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?

8. Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?

9. Öyleyse, sakın yetimi üzüp kahretme.

10. İsteyip, dileneni azarlayıp çıkışma.

11. Rabbinin nimetini durmaksızın anlat."

Surenin İsmi

Duha suresi ismini ilk ayetten almaktadır. 'Duha', 'Ed Duha' ve 'Ve'd Duha' suresi de denilmiştir. İttifakla Mekki olan bir suredir.

Surenin Nüzul Sebebi

İniş sebebine dair Buhari, Müslim ve Sünen ashabında geçen rivayete göre Cibril'in belli bir süre Peygambere gelişi gecikti. 'Rabbi Muhammed'i terk etti' dediler. Bunun üzerine de bu ayetler indi.

Konuya dair başka rivayetler ise şöyledir:

"Rasûlullah rahatsızlanıp bir veya iki gece kıyama kalkmadı. Bir kadın gelip dedi ki: 'Ey Muhammed! Senin şeytanının seni terk etmiş olduğunu mu görüyorum?' Bunun üzerine Allah: "Kuşluk vaktine andolsun,'karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı." ayetini indirdi."

Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, İbni Ebu Hatim ve İbni Cerir Taberi bu hadisi muhtelif yollarla Cündeb İbni Abdullah'tan nakletmiştir.

Bir başka rivayette de Süfyan İbni Uyeyne, Esved İbni Kays'tan nakleder ki, o, Cündeb'in şöyle dediğini işitmiş:

"Cibril bir süre Peygambere gelişi geciktirdi. Müşrikler dediler ki: 'Muhammed'e veda edildi.' Bunun üzerine Allah: "Kuşluk vaktine andolsun,'karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı." ayetini indirdi." (İmam Ahmed)

Esved İbni Kays Cündeb'in şöyle dediğini işitmiştir:

"Rasûlullah bir taş atarak dedi ki: 'Sen ancak kanayan bir parmaksın ve neye uğradınsa Allah yolunda uğradın.' Cündeb der ki: 'İki veya üç gece kalkmaksızın öylece kaldı.' Bir kadın dedi ki: 'Ne oluyor, şeytanının seni terk etmiş olduğunu görüyorum.' Bunun üzerine "Kuşluk vaktine andolsun,'Karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı." ayeti nazil oldu." (İbni Ebi Hatim)

Rivayetlere bakıldığında vahyin belli bir süre inkitaya uğradığı kesindir. Vahyin kesintiye uğramasının süresi ile ilgili rivayetlerde 12, 25 ve 40 gün olarak farklı rakamlar verilmiştir. İşte tam bu atmosferde söz konusu bu ayetler inmiştir. Vahiyle hemhal olan, onun ikliminde huzur bulan ve nurdan damlaların sağanak şeklinde yağmasına alışan Peygamberin bir anda vahyin kesintisi ile karşılaşması onu endişeye sürüklemiştir. Bunun üzerine müşriklerin söylentisi onu daha çok üzmüştü.

Allah subhanehu ve teâlâ hikmeti gereği vahiy sağanağına ara vermişti. İndirilen vahyi özümsemek, tefekkür ve tedebbür süzgecinden geçirmek, o vahyi hayata entegre etmek ve hayatla pratize etmek için Rasûlü'nü hayata alıştırmak içindi belki deì Belki de vahyin şiddeti onu sarsmış ve bu ağır sorumluluğu sakince düşünebilmek için ara verilmesi gerekiyordu. Allah en doğrusunu bilir.

Surenin Muhteva Ettiği Konular

Sure konu olarak iki bölümden oluşmaktadır:

1. Rasûl'ün sallallahu aleyhi ve sellem durumu ve konumu hakkında.

2. Gözetilmesi gereken kimseler ve onlara karşı muamele.

وَالضُّحَى

"Kuşluk vaktine andolsun"

Allah subhanehu ve teâlâ surenin girişinde yemin harfi olan  'vav' ile yemin ediyor. Allah Kuran'ın birçok yerinde yeminler etmiştir. Kur'an'a, yer ve mekânlara, gök cisimlerine, zaman dilimlerineì Allah'ın bir şeye yemin etmesi de O'nun azametini gösterir. Aynı zamanda bu azamet ve değer, kulların yanında da kıymeti takdir edilen olması gerekir. Çünkü Allah'ın yanında değerli olan, kulların yanında değerli; Allah'ın yanında değersiz olan, kulların yanında da değersiz olmalıdır. Kulluğun şerefli mertebelerinden bir tanesi de budur.

Günlük hayata bakıldığında insanlar da değer verdikleri şeyler üzerine yemin ederken, değersiz ve hakir gördüklerine yemin etmezler. Yemin, ancak değer verilen şeye yapılır. Kişi karşısındakini ikna etmek, önemli bir yere temas etmek, güven telkininde bulunmak veya bir şeyi ispat etmek için öncesinde yemin eder.

Allah da subhanehu ve teâlâ şerefli, yüce ve hikmet dolu kitabında bahsedeceği bazı meselelere dikkat çekmek için yemin kalıplarını birçok yerde kullandığı gibi bu surenin girişinde de iki defa kullanmıştır.

 "Kuşluk vaktine, 'karanlığı iyice çöktüğü' zaman geceye andolsun"

Duha ne demektir?

Bununla ilgili iki şey söyleyebiliriz:

a. Duha: Gecenin karşılığı olarak gelmiştir.

b. Duha: Günün ilk ışıkları, yani kuşluk vaktidir.

Allah subhanehu ve teâlâ A'raf suresinde şöyle buyurmaktadır:

أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَن يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتاً وَهُمْ نَآئِمُونَ أَوَ أَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَن يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

"O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? Ya da o ülkeler halkı, duha vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?" (7/A'raf, 97-98)

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا

"Gecesini kararttı, kuşluğunu açığa çıkardı." (79/Naziat, 29)

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا

"Onu gördükleri gün, sanki bir akşam veya bir kuşluk vaktinden başkasını yaşamamış gibidirler." (79/Naziat, 46)

Kur'an'da kullanılan 'duha' kelimesinin gecenin karşılığı olarak gündüz manasında kullanılmasından ziyade günün ilk ışıkları olan kuşluk vakti manasında olması daha kuvvetlidir. Zira gündüz kelimesinin Kur'an'daki karşılığı olan النهار /nehâr pek çok yerde bu manada kullanılmıştır.

Ayrıca Allah subhanehu ve teâlâ bu kelimeyi -bir sonraki ayetin açıklamasında da göreceğimiz üzere- gecenin en koyu karanlığının ve sakinliğinin mukabilinde getirmiştir. Duha da günün en parlak saatleridir.

Duha, vakit olarak güneş doğduktan on beş dakika sonra başlar, öğle namazından on dakika önce sonra erer.(Şerhu'l Mumti, 4/122) (Duha, işrak, kuşluk, evvabin gibi farklı isimlerde olup da bu vakitte kılınan namaz aynıdır. Hepsi de bahsedilen bu vakitte kılınır. İsimlerin farklı olması bu namazların farklı namazlar olduğu anlamına gelmemektedir.)

Duha, güne ve günün en hayırlı amellerine başlama vaktidir. Duha, günün en bereketli ve en verimli zamanıdır. İnsanoğlu o vakitte ne yaparsa amelleri daha bereketli ve verimli olur. Hatta akşam daha fazla efor sarf edilse de duha vaktinde yapılan işler gibi verimli olamayacağı da aşikardır.

Çünkü günün parlaklığı gibi zihin de berraktır. Akşam ise dinlenme zamanıdır. Ömre kıyas edecek olursak duha, insanın gençlik zamanı, akşam ise sekerat halidir.

İlim talebesi bu saatlerde daha verimli ders çalışır, işçi daha verimli ve nitelikli iş çıkarır, tüccar günlük plan ve programını en güzel o vakitte yaparì Kısacası yediden yetmişe herkes için yenilenme ve Allah'ın kainatta insanoğluna rahmetinin tecellilerinden biridir duha vaktiì

وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى

"Karanlığı iyice çöktüğü zaman geceye"

'' سَجَى kelimesi gecenin tamamen sükûn bulması demektir. O anda tüm dünya sakinleri uykudadır. Gece planlar, desiseler kuran ehli şer dahi o vakitte sakinleşmiştir. Bu vakitte dünya tüm keşmekeşi ile niyamda iken, ebrar ve evvab olanlar kıyamdadırì

Allah ilk iki ayette iki büyük ayetine yemin ediyor. Her biri Allah'ın emri ile hiçbir aksama olmadan hareket eden iki ayetì Dakikası dahi şaşmıyor. Bu da Allah'ın hükümranlığının en açık alametleridir.

Tüm bu açık kevni ayetlere rağmen kafirler kendilerini yeryüzünde hükümran zannedip, kendilerine verilen kıt dünyevi ilimlerle dilediklerini yapabileceklerini zannetmektedirler. Daha bu ikisi üzerinde tasarruf edemeyen, atmosferdeki olaylara engel olamayan, hatta sivrisineğin kanadını dahi yaratamayan bu zavallıların egemenliği mevzu bahis olabilir mi?

Ayetlerin nüzul sebebinde geçen Rasûlullah'ın durumu indirilen surenin ilk iki ayetine şunları diyebiliriz:

• Gündüz meşgalesi nasıl ki bir insanı yordu ise, vahyin kızışması Allah Rasûlü'nün hayatının vahiyle farklı bir şekil alması onu yormuştu. Vahyin kesilmesi de tıpkı gece gibi Rasûl'ün sekinetini sağlamak içindiì

• Kafirlerin 'vahiy kesildi' iddiasına karşılık gecenin sonunda gelen kuşluk vaktine yemin edilmesinin bir hikmeti de şu olabilir: Karanlık/cahiliye/şirk var olsa da vahyin ışıkları ve nuru bunların hepsini götürecektir. Gecenin karanlığını, gündüzün aydınlığı ile götüren, cehalet ve şirkin karanlığını da Peygamberlik ve vahyin aydınlığı ile parçalamıştır.

مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى

"Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı."

Bu ayet, başta gelen yeminlerin cevabıdır. Başka bir ifadeyle Allah iki büyük ayetine yemin ettikten sonra cevabında bunu söylüyor.

Duha ve gece vakitlerine yemin olsun ki, Rabbin seni terk etmedi ve darılmadı...

Ayette geçen ' وَدَعَ ' kelimesi terk etmek, veda etmek anlamındadır ki Türkçedeki 'veda' kelimesi buradan gelmektedir.

Allah bu ayette Rasûlü'nü teskin ettiği ayetlerde rububiyetine dikkat çekmiştir. Allah rububiyeti ile burada şunu hatırlatmıştır: Seni yaratan, terbiye eden, cahiliye toplumundan koruyan, seni onların içinde emin kılan, tüm kâinatın emrine müsahhar kıldığı Rabbin seni nasıl terk etsin?

Rabbin seni ne gündüz ne de gece terk etti. Senin Rabbin, gündüz seninle olup, gece seni yalnız bırakan acziyetle malül olan insanoğlu gibi değildir. Senin Rabbini ne uyku ne de uyuklama alır. O, noksan sıfatlardan münezzehtir. O'nun dostluğu, insanoğlunun sana olan dostluğu ile kıyas dahi edilemez. İnsanın dostluğu ona yanlış yapana kadardır. Fakat Allah'ın dostluğu ise böyle değildir. Allah'ın dostluğu ebedî bir saadete götürürken, insanoğlu için aynı durum söz konusu değildir.

Burada durup düşünmek gerekirì Hayatımıza bir film şeridi gibi baktığımızda Rabbimizin hayatın hangi safhasında olursa olsun bizi terk etmediğini görürüz. Nefse hitaben de sorsak bunun cevabını alabiliriz: 'Ey nefis! Rabbin seni ne zaman terk etti? O sana bunca sapıklığın, karanlığın ve fuhşiyatın içerisinde olan toplumun içinde vahyini sana bir kandil eyleyip hidayet etti. Fakat sen ona isyan ettin, döndün yeniden isyan ettin. Gece, gündüz, duha vakti demeden günah işledin.. Günler deveran etti fakat Allah'a tevbe etmede tembellik ettin. Herkesin hakkını ifa etmek için duha ve leyl/gece demeden uğraştın. Fakat Rabbin için aynı vakitlerde tevbe etmeyi terk ettinì Halbuki Rabbin sen O'nu terk etsen de O asla seni terk etmedi.'

إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَبْسُطُ يَدَهُ بِاللَّيْلِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ النَّهَارِ ، وَيَبْسُطُ يَدَهُ بِالنَّهَارِ لِيَتُوبَ مُسِيءُ اللَّيْلِ ، حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا

 "Şüphesiz Allah gündüz günah işleyenin tevbesini kabul etmek için, gece günah işleyen için gündüz elini açık tutar. Bu durum güneş batıdan doğana kadar devam eder." (Müslim)

أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي فَإِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلَإٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلَإٍ خَيْرٍ مِنْهُمْ وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ بِشِبْرٍ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً

 "Ben kulumun zannı üzereyim. Kulum beni andığı zaman onunla beraber olurum. O beni kendi başına anarsa, ben de onu nefsimde anarım. Eğer o beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim!" (Buhari)

Haris b. Süveyd anlatıyor: 'Abdullah İbnu Mes'ud bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri  Peygamber'dendi diğeri de kendisinden. Dedi ki:

"Mümin günahını şöyle görür: 'O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Facir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür."

İbni Mes'ud bunu söyledikten sonra eliyle, şöyle diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.

Sonra dedi ki: "Ben Rasûlullah'ın şöyle söylediğini duydum:

'Allah, mümin kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: 'Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım' der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah'ın, mümin kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden fazladır.' Müslim'in bir rivayetinde şu ziyade var:

'(Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: 'Ey Allah'ım! Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.)' " (Buhari, Müslim, Tirmizi)

"De ki: Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Öyleyse azap gelmeden önce Rabbinize dönün ve O'na teslim olun. Sonra kimseden yardım göremezsiniz." (39/Zümer, 53-54)

Kullarıyla muamelesi bu olan Allah, kullarını terk edebilir mi? Asla!

Bilakis âlemlerin Rabbi olan Allah'ın ona muhtaç olan, fakir olan kulları olan biz, O'nunla muamelemizi dünyamız ve hevamız uğruna gevşettik, O'na karşı sürekli günah içerisinde olduk.

Rabbimizden dileğimiz, bizi kendi kitabına sarılan ve kendisinin kullarına olan bu rahmetini unutmayan ve uman kullarından yazmasıdır.

Bir sonraki sayımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' duamız ile…

Bu Sayfayı Paylaş :