Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Tuz ve Hayat Dr. Seyfullah İSLAM

2017-10-25

 

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun.

Geçen yazımızda, suyun hayatın devamı ve bedenin sıhhati için olmazsa olmaz olduğunu ve suyun olduğu her yerde tuzun da ona eşlik ettiğini ve dolayısıyla kaybedilen suyun yerine konması kadar, tuzun da yerine konmasının çok önemli olduğunu yazmıştık. Nitekim bedende var olan suyun aslında tuzlu su olduğunu hatta insanın ana rahminde, içinde yetişip büyüdüğü suyun ve dünyada su kaynaklarının büyük bir kısmının da tuzlu sudan oluştuğunu da dile getirmiştik. Kaldığımız yerden devam edelim:

Tuzun sağlığa faydalı olanı, dünyada genel olarak sofralarımızda kullandığımız sofra tuzu değil, işlem görmemiş doğal tuzlardır. Sağlıklı yaşamak için mutlaka doğal tuz kullanmak gereklidir. Genel olarak tuzu, rafine edilmiş/işlem görmüş sofra tuzu ve işlem görmemiş doğal tuz olarak bilinen deniz ve kaya tuzu olarak ikiye ayırabiliriz.

Sofra/Rafine Tuzu

Rafine tuzlar ile doğal tuzlar arasında çok büyük farklar var. Rafine tuzun %97.5'i NaCl (sodyum klorür); geri kalan %2.5'inde ise iyot ve birtakım kimyasallar var. Bunlar: Nem soğutucular, beyazlatıcılar ve ayrıştırıcılardır. Bu kimyasalların neden olduğu, gittikçe görülme sıklığının arttığı birçok hastalık bulunmaktadır. Bunların başında da, Alzheimer, Parkinson, tiroid bozukluğu/tümörler, kemik erimesi gibi hastalıklar gelir.

Bu tuz rafine işlemi sırasında 600o-700oC sıcaklığa maruz kalıyor ve bu sıcaklık tuzun doğal kimyasal yapısını bozuyor. Rafine tuza, yüksek ısılarla beraber, var olan tüm mineral ve elementlerinden ayrıştırılıp birtakım kimyasallar eklenmektedir. Bu nedenle parçalanması için vücudumuzun çok enerji harcaması gerekiyor. Aşırı rafine tuz aldığımızda su molekülleri sodyum klorür molekülünün etrafını sarıyor ve vücut bunu nötralize etmeden hemen sodyum ve klorüre ayrıştırıyor. Bunun da oluşması için hücrelerin içinden su çekilir ve hücrelerimiz buruşuyor, bu arada tansiyonumuz da yükseliyor. Her 1 gram fazla sodyum için hücrelerden 23 gram su çekiliyor. Bu durum tansiyonumuzu yükseltirken hücrelerimizi de susuzluktan kurutuyor.

Rafine tuzların kullanımı en çok endüstride, plastik, deterjan, yumuşatıcılar, cilalar ve yağların üretiminde kullanılmakta iken ve gıda sanayisinde de aynı tuz kullanılmaktadır. Sodyum elementi gıdaların raf ömrünü uzatmak için kullanılmaktadır. Bu sektörlerde kimyasal ayrıştırma işlemleri için NaCl tek başına olmak zorunda. Çünkü doğal tuz kristalinin içerdiği diğer elementlerin tümü üretimde sıkıntılara sebep oluyor. Bu elementler rafinasyon sırasında ayıklanıyor ve geriye sadece sodyum klorür (NaCl) kalıyor. Bu işlemler için ayrıştırılan tuzdan endüstride kullanılmayan %6'lık kısım da gıda sektörüne aktarılıyor.

İnsan bedeni sodyum klorürü (NaCl) doğal tuzda bulunan diğer tüm mineraller ve diğer eser elementlerle birlikte almak üzere yaratılmıştır. Saflaştırılıp yüksek mineral değerlerinden izale edilen ve maruz kaldığı ısı ve diğer kimyasalların eklenmesi ile Na ve Cl elementleri tüm doğallığını kaybetmektedir. Bu NaCl yani sofra tuzu tüketildiğinde vücut kendini koruma nedeniyle bir an önce atmaya çalışıyor. Bundan dolayı tüketilen aşırı miktarda tuzun süzülmesi ve atılması başta böbreklerimiz olmak üzere tüm boşaltım sistemi üzerinde önemli bir yük ve baskı oluşturuyor. Bu durumda rafine tuz vücudumuzda aşırı su birikimlerine (ödem) sebep oluyor ki kalp yetersizliği, yüksek tansiyon, doku ve organlarda şişme ve hücrelerde bozulma, kan dolaşımı bozukluğuna bağlı onlarca hastalıklar oluşabilmektedir. Bedende çeşitli zararlı asitler, safra kesesi ve böbrek taşları/kitlelerine sebep olabilmektedir. Rafine/sofra tuzunun sayısız ve ciddi zararları olabilmektedir.

Doğal İşlem Görmemiş Tuz

Tuzun sağlığa faydalı olanın sofralarımızda kullandığımız sofra tuzu olmadığını, bilakis bedende çöküp parçalanmadığını ve birtakım zararları olduğunu belirttik. İşlem görmemiş doğal tuzlar ise sağlıklı yaşamak için mutlaka gereklidir. Çünkü bedenin düzgün çalışması için gerekli olan hayati mineral, eser elementler ve organik bileşenler içerir.

Antik Yunan medeniyetleri de doğal tuzları işlemden geçirmeden tıbbi amaçlar için kullanmışlar. Milattan önce de hekim Hipokrat tedavi yöntemlerinde tuzları çok sık kullanmıştır.

Doğal tuzun %84'nü sodyum klorür, geri kalan %16'lık bölümünü ise kalsiyum, magnezyum, silikon, iyot, fosfor, lityum, selenyum, vanadyum gibi doğal mineraller oluşturuyor. Neredeyse doğada bulunan tüm elementler doğal tuz kristalinde mevcut ve insan bedeni de doğal tuzla aynı elementlerden oluşmaktadır. Yani doğal tuzlar mineral ihtiyaçlarımızın tamamını sağlıyor.

Bedendeki tuzun %25-30'u kemiklerde bulunur. Kıkırdak ve kemiklerin de ortalama %75'i tuz ve sudur. Bundan dolayı kemik erimelerinin, eklem ve omurga ağrılarının başlıca sebebi bedendeki tuz kaybının yerine konmamasıdır.

Tuzun doğru ve düzenli kullanımıyla birlikte, özellikle sağlıklı bir diyete ve yaşam tarzına bağlı kalınırsa hastalıkların birçoğunun ortaya çıkması beklenmez.

Bir sonraki yazımızda inşallah, doğal tuzlarda bulunan başlıca minerallerden bazılarının sağlığa faydalarını ve tuzun kullanımı ile ilgili birtakım uygulamaları ele alacağız.

Dualarımızın sonu; âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Bu Sayfayı Paylaş :